Tasavvufta Nübüvvet–Velâyet İlişkisi

Bir peygamberin dünyadaki hayatının sona ermesinin ardından onu takip edenlerin peygamberin getirdiği hakikat dünyasıyla irtibatı ne olacaktır? Hz. Peygamber’in âhirete teşrif ettiği saatlerde Hz. Ebû Bekir’de temessül eden sükûnet ve temkin hali, şüphesiz ki onun bu soruya verdiği cevapla ilgiliydi. Bu tavır, her şeyden daha çok nübüvvetin ve onun mirasının “tarihsel” bir darboğaza sıkıştırılamayacağına yönelik […]
Parmenides’in “Kouros”undan Platon’un “Sofos”una ve Fârâbî’nin “Nebî”sine: Nübüvvetin Felsefî Öncülleri Üzerine Bir Deneme
0. Nübüvveti felsefî bir şekilde ele alan ilk İslam filozofunun Kindî olduğu bilinir ama onun bu konuda kaleme aldığı Tesbîtu’r–rusul isimli eser günümüze ulaşmamıştır. Dolayısıyla nübüvvet konusunda onun ileri sürdüğü görüşlerin ne olduğunu bilmiyoruz. Kindî’nin aksine Fârâbî’nin nübüvvet konusundaki yaklaşımının tüm ayrıntılarına sahibiz. Fârâbî, nübüvveti felsefî olarak konumlandırırken Yeni Platoncu sudûr kuramının sunduğu çerçeveyi dikkate […]
Tecrit ile Teklif Arasında İnsilâh: İbn Haldûn’un Nübüvvet Düşüncesi

Nebî kelimesinin iki ayrı kökten gelebileceği meselesi, –n–b–e/ء üzerinden “Haber vermek, duyurmak” ile n–b–v üzerinden nübüvve/nebâve, yani “yerden yükseklik ve yücelik” şeklindeki farklı anlamlar, klasik sözlüklerde kaydedilmiş teknik bir iştikak tartışmasının ötesindeki bir soruna da işaret eder. Bu sorun şudur: Nebî kelimesinin hangi kökten geldiğine karar vermek, o kelimenin taşıyacağı ontolojik yükü de önceden işaretler. […]
Usûleynin Kesişme Noktasında Haber ile Kesinlik Arayışı ve Mütevâtir Haber Teorisinin Teşekkülü
Kişinin bizzat tanıklık etmediği bir konuda, tanıklık bilgisine eşit sayılabilecek bir bilginin Haber vasıtasıyla elde edilebileceğinin temellendirilmesi, dinin tarihî gerçekliği ile aslî ilke ve uygulamalarına epistemik bir dayanak sağlama konusunda hayatî öneme sahiptir. Haber müstakil bir bilgi kaynağı olmasaydı bir peygambere tanıklık eden ilk nesilden sonrakiler için, o peygamberin getirdiği dinî yapı şaibeli hale gelebilirdi. […]
Mişkâtu’n–nübüvve: Nübüvvet Nişi mi Nübüvvet Kandili mi?

Mişkât, kelime olarak “oyuk” demektir. Kandillerin konulduğu duvar nişini ya da lambaların yerleştirildiği özel mekâna mişkât denir. Buna göre mişkâtu’n–nübüvve lafzen “nübüvvet nurunun kendisinden yayıldığı oyuk” anlamına gelir. Ancak Türkçede daha iyi anlaşılması ve güçlü bir çağrışım uyandırması için veya başka bir anlamı ifade etmesi için bu tamlama mısbâhu’n–nübüvve anlamında nübüvvet kandili olarak karşılanıyor. Ben […]
Nebî’nin Getirdiği Büyük Haber Nedir?

Bildiğimiz insanlık tarihinde muhtelif isimler adı altında hakikat bilgisine sahip olup insanın hakikat arayışında yol gösterici ve rehber konumunda bulunan şahsiyetler daima var olagelmiştir. Fakat nübüvvet meselesinin nazarî düşüncenin esasına yerleşmesi İslam döneminde vuku bulmuştur. Bunun sebebi açıktır: Bütünüyle bir peygamber tarafından inşa edilen yegâne siyasî, iktisâdî ve hukûkî nizam, geniş anlamıyla İslam’dır. Bu bakımdan […]
Görünüş, Gerçeklik ve Sâdık Haber

İçine doğduğumuz varlık âleminde tedirginlik içerisinde buraya neden geldiğimizi, nereden geldiğimizi ve burada bizden ne beklendiğini sorarız. Bu soru insana sonradan telkin edilen bir meraktan değil, varoluşla birlikte kendisini ona dayatan aslî bir temayülden neşet eder. İnsan yalnızca bir şeyleri gören, duyan, dokunan ve koklayan bir canlı değildir; gördüğünün ne olduğunu, duyduğunun nereden geldiğini, dokunduğunun […]
Nübüvvet a priorisi

Dünya, el–hayatu’d–dünya’nın kısaltılmış hali olarak yakın hayatımız, el–hayatu’l–ahire veya el–hayatu’l–ukba, gelecek hayatın mukabilidir ve biz farkında olsak da olmasak da mevcudiyetini nebevî hikmete medyundur. Dünya tarihi de dünya gibi nebevî hikmet etrafında gerçekleşir. Günümüzde karşı karşıya kaldığımız sorunlar da bu sorunların çözümü de meselenin esasında bulunan bu irtibatla alakalıdır. Bu irtibata kısaca “nübüvvet a priorisi” […]
Hakikatle Hakikatli Bir İlişkinin Ontolojik Zemini Olarak Peygamber/Nebî

Tüm düşünce tarihi boyunca düşünür, filozof, teolog veya din âlimlerinin, düşüncelerini büyük ölçüde hakikat, değer ve anlam meseleleri üzerine teksif ettikleri söylenebilir. Hiç kuşku yok ki bu noktada zuhûra gelen en önemli problem, insanın sahip olduğu epistemik güçlere referansla söz konusu büyük ve anlamlı soruları, epistemolojik bir mesele olmaktan çıkarıp ontolojik anlamda tatmin edici yanıtlarla […]
Nübüvvet: Var–oluş–olarak–insan İçin Bir İstikâmet Teklifi

Sorulabilecek tüm soruları tükettiğimizde iki ucu kendinde müphem bu–ara–da yaşayan insanın, ne–için var–olduğunu ve niçin Yeryüzü’nde var–oluştuğunu nihâî olarak karşılayacak bir cevabı, hiçbir dinî öğreti, felsefî dizge, mistik tecrübe, vb. zemini beşerî olan, en genel anlamıyla, hiçbir metafizik inşâ biteviye veremez. Var, ne–iç–i–n var ve insanın bu var–iç–i–n–de–ki yeri nedir? Bu sorulara ilişkin tüm denemeler, […]