Kişinin bizzat tanıklık etmediği bir konuda, tanıklık bilgisine eşit sayılabilecek bir bilginin Haber vasıtasıyla elde edilebileceğinin temellendirilmesi, dinin tarihî gerçekliği ile aslî ilke ve uygulamalarına epistemik bir dayanak sağlama konusunda hayatî öneme sahiptir. Haber müstakil bir bilgi kaynağı olmasaydı bir peygambere tanıklık eden ilk nesilden sonrakiler için, o peygamberin getirdiği dinî yapı şaibeli hale gelebilirdi. Bununla ilişkili olarak İslam âlimleri, henüz hicrî ikinci yüzyılın başlarından itibaren, tekil Haber’lerin kaynağına isnadı veya amelî alandaki delil değerinin incelenmesinin ötesinde, mutlak olarak Haber’in bilgi değerinin de ele alınması gerektiğini fark etmişlerdi. İtikadî meselelerin çözümlenmesine odaklanan âlimlerin bu yönde attıkları ilk adımlar, sonraki süreçte fıkıh usûlcülerinin de katkılarıyla, kapsamlı bir Haber teorisi hüviyetine kavuşacaktır. Bu Haber teorisinde, Haber ile kesinlik elde edilmesi meselesi kapsamında merkezde yer alan kavram, Mütevâtir Haber’dir. Öncü âlimlerin ortak kabulüne göre Mütevâtir Haber, bizzat tanıklık etmeyeni tanıklık edenle eşit hale getirme işlevine sahiptir.
İslam topluluğunda tartışmasız bir otorite konumundaki Rasulullah’ın vefatının ardından Müslümanların dinî yaşantıdaki temel dayanakları Kur’ân–ı Kerîm metni, dinin kurucu pratiğini yansıtan sünnet ve bu pratiğin rivayet formundaki aktarımı olan hadisler olmuştur.