Parmenides’in “Kouros”undan Platon’un “Sofos”una ve Fârâbî’nin “Nebî”sine: Nübüvvetin Felsefî Öncülleri Üzerine Bir Deneme

Hayyam Celilzade

Hayyam Celilzade



0.

Nübüvveti felsefî bir şekilde ele alan ilk İslam filozofunun Kindî olduğu bilinir ama onun bu konuda kaleme aldığı Tesbîtu’r–rusul isimli eser günümüze ulaşmamıştır. Dolayısıyla nübüvvet konusunda onun ileri sürdüğü görüşlerin ne olduğunu bilmiyoruz. Kindî’nin aksine Fârâbî’nin nübüvvet konusundaki yaklaşımının tüm ayrıntılarına sahibiz. Fârâbî, nübüvveti felsefî olarak konumlandırırken Yeni Platoncu sudûr kuramının sunduğu çerçeveyi dikkate alır. Fârâbî açısından Nebî, cismen ay altı âlemin sâkini olsa da ay üstü âlemin akıllı varlık sıralamasında sonuncu olan akılla (Faal Akıl/Cebrail), mütehayyile gücü irtibatı sayesinde, ay üstü âlemin misafiri konumundadır. Ayrıca Nebî’nin herhangi bir özel gayret göstermeksizin mütehayyile gücüyle donatılmış olması yani başka bir ifadeyle Faal Akıl’la hayal gücü üzerinden irtibat kurabilme kabiliyetinin ona bahşedilmiş olması (vehbîlik) onu tekillik (singularity) arz eden birine dönüştürür. Nebî’nin Faal Akıl’la sadece mütehayyile üzerinden değil aynı zamanda akıl (müstefad akıl) üzerinden irtibat kurabilmesi de onun tekilliğini tahkim ediyor. Fârâbî, Faal Akıl’la irtibat kurma istîdadının filozofta da olduğunu ifade eder. Ancak O, filozofun Faal Akıl’la irtibatının sadece akıl (müstefad akıl) üzerinden mümkün olduğunu anlatır. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun