J. J. Rousseau 1762’de yazdığı Toplum Sözleşmesi’nde şöyle diyordu: İnsan özgür doğar, fakat her yerde zincirlere vurulmuştur. Toplum Sözleşmesi’nin yazılışının, bu zincirleri kırma amacındaki Fransız İhtilali’nin ve özgür iradeyi gerçekliğin kendisinde
İbn Sînâ’nın (ö. 429/1037) hayatının sonlarına doğru, giderek Aristotelesçilikten uzaklaşan kendine özgü felsefî tutumunu yansıtmak üzere özlü bir şekilde telif ettiği ve sonraki dönemler boyunca İbn Sînâ felsefesinin nihaî yorumunda
İlâhî iradenin fiziksel evrendeki eserleri her yerde ve her şeyde görülür. Varlık anlamının kendisini gösterdiği her birlik ve bütünlük anı, yaratıcı faaliyetin indirgenemez izini taşır. Bu izlerin kendisini gösterme biçimi
Özgür irade konusunu müzakere etmeye başladığımızda, kaçınılmaz bir şekilde onun varlığıyla ilgili bir soru gündeme gelir. Çünkü insan iradesini yönlendirme kabiliyetine sahip daha yukarı ya da aşağı etkenlerin varlığı söz
Bugün ister fiziksel gerçekliğin kuruluşunda isterse de bireyin pratik yaşamının inşasında gaybî herhangi bir ilkeye müracaat etmek gereksiz, anlamsız ve hatta tehlikeli bulunmaktadır. Gaybî ilkelere böylesi bir müracaatın gereksiz ve
Türkiye’deki hemen her kesimin buluştuğu söylenebilecek tek bir ortak talep var: Adalet. Yarım asrı aşkın bir süredir ülkeye damgasını vuran her siyasî-toplumsal hareket bir şekilde adalet talebiyle öne çıktı, ama
Zihin ve gerçeklik meselesiyle ilgili tartışmaların çerçevesini, on sekizinci yüzyıldan itibaren, ikisi epistemolojik biri ontolojik üç varsayım belirler hale gelmiştir. Epistemolojik iddialardan ilki David Hume’a aittir. Tümevarım problemi olarak da
Bugün özel olarak Türkiye’deki, genel olarak İslam dünyasındaki yükseköğretim kurumlarında üretilen bilgi birikiminin İslam düşünce geleneğinin mi yoksa Batı düşünce geleneğinin mi bir devamı olduğu sorusu, Müslümanlar için hayati bir
Yakından bakılan her şey hayret uyandırır. İnsan da böyledir. Bu hayrete kaynaklık eden şeylerden biri, onun aynı zamanda derinlik ihsas eden karmaşık terkibidir. Bu karmaşık ve çok katlı terkibin göze
Müslümanlar son iki yüzyıl içerisinde İslam tarihinde daha önce şahit olunmamış iki büyük travma yaşadı. Bunlardan ilki 19. yüzyıla aitti, ikincisi ise 20. yüzyıla. Her ikisi de Müslüman varoluşuyla ilgili
Bilimlerde akıl, bilgi nesnesiyle iki şekilde ilişkili olabilir: » Bu nesneyi ve kavramını yalnızca belirlemek
Mâkûl, idrâk edilen demektir. Birinci derecede akledilenler, ister var ister yok olsunlar ister basit bileşik
Filozoflar şöyle demiştir: Aklın yani nâtık nefsin taakkulünün mertebeleri dörttür. Birincisi, heyûlânî akıldır. Bu akıl,
Şunu bil ki işlerin hakikati akılla bilinir; iyilik ve kötülüklerin ayrımı ancak akılla yapılır. Akıl
Aydınlanma süreci ve modernite ile birlikte Batılı biçimde düşünmenin ve akletmenin evrenselliği neredeyse tüm toplumların
Gündelik dilde “rasyonel” sözcüğü; akıllı, ölçülü veya gerçekçi davranan kişiyi anlatır. İktisat teorisinde ise rasyonellik,
Copyright © 2026 Teklif Dergisi | Tüm hakları saklıdır.