Seyretsen de Yâri Gerçek Göremen Gözün Menzili Üzerine

Dursun Çiçek

Dursun Çiçek



Seyretsen de yâri gerçek göremen

Tutuşup aşkına kül olmayınca

İstesen de yâre doğru varama’n

Gönülden gönüle yol olmayınca

Neşet Ertaş

 

Görmek; anlamaktır, bilmektir, seyretmektir, kavramaktır hatta hepsidir. İslam düşünce gelenekleri bize bu anlamda zengin bir malzeme ve tecrübe sunar. Fakihlerin rey ve istidlâl, mütekellimlerin nazar, sûfîlerin ve âriflerin seyr, irfan ve müşâhede kavramları hep görme ile ilgilidir. Ancak bilinmelidir ki hem fakihler hem mütekellimler hem hakîmler hem de ârifler tüm bu kavramları düşüncelerini ifade ederken çeşitli biçimlerde kullanırlar. Görmenin hakikati hususunda hâkimler ve ârifler diğerlerine nazaran daha çok öne çıkarlar.

Mesela İbn Arabî belirttiğimiz anlamda görmeyi, reyin ve nazarın üstüne koyar (karşısına değil). Ona göre bir şeyi hakikatiyle görme, akletmenin üstündedir. Ancak akletme de varlığın kendisini olmasa da sıfatlarını bilme bakımından kıymetlidir. Çünkü akletme de bir anlama, bilme, kavrama ve görme biçimidir. Mesele onu nihâî görme biçimi olarak mutlaklaştırmamak, onun da ötesinde görme ameliyelerinin olabileceğini kabul etmektir. Bir bakıma İbn Arâbî ve ârifler, gelenekteki görmeyle ilgili ameliyeleri hiyerarşik olarak yeniden kurarlar. 

Başta ârifler olmak üzere İslam âlimleri, görmeyi sırf göze ve insanın kendi imkânlarına indirgemezler. Bakmada ve görmede insanı aşan müteâl bir bağlam vardır. Bu yanıyla müşâhede, eşya ve hadiseleri bulundukları hal üzere yani hakikatiyle kavramaktır. Ancak bunun gerçekleşmesi sırf insanın imkânları ile mümkün değildir. Bu istikamette olan insana istikametini bozmamasının sonucu olarak Hak tarafından bir bakış verilir ve görme ve müşâhede bununla gerçekleşir. Nitekim bu görme ile elde edilen bilgi, haz alınan bilgiler arasında en büyük paya sahiptir. Bundan dolayı da ârifler hüküm bakımından ahirette, his bakımından ise dünyadadırlar. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun