Üniversite, Zihinsel Parçalanma ve Lakaytlık

İbrahim Halil Üçer

İbrahim Halil Üçer



Bugün özel olarak Türkiye’deki, genel olarak İslam dünyasındaki yükseköğretim kurumlarında üretilen bilgi birikiminin İslam düşünce geleneğinin mi yoksa Batı düşünce geleneğinin mi bir devamı olduğu sorusu, Müslümanlar için hayati bir sorudur. Bu soruyu tahfif edici bir göz, bilimsel bilginin evrenselliğinden ve objektifliğinden söz ederek bilgi üretimini bir gelenekle ilişkilendirmeyi bizzat bilimsel bilgi nosyonuna aykırı bulabilir. Evet, gerçekliğin herhangi bir kesitiyle ilgili bilimsel betimlemeler dil, din, kültür gibi farklılıkları geride bırakacak objektif bir yön barındırır. Bu objektif cihet sayesinde Doğu’da üretilen pusula bilgisi Batı’da yol gösterir ve Batı’da üretilen aerodinamik bilgisi Doğu’da da uçak üretimini sağlar. Bununla birlikte herhangi bir gerçeklik kesitinin betimini veren bilimsel teoriler, bu gerçeklik kesitinin diğer gerçeklik kesitleriyle ilişkisini kuran ve bir bütün olarak gerçekliğin ilkeleri, kuruluşu, yapısı ve gayesiyle ilgili izahlar getirme iddiasındaki metafiziksel ilkelerden bağımsız bir şekilde ortaya çıkmaz. Düşünce gelenekleri bilimsel bilginin formel betimlemelerle temin edilen objektif ciheti üzerinden değil, bu betimlemeleri gerçekliğin bütüncül bir izahını vermek üzere kullanan bu metafiziksel ilkeler üzerinden ayrılır. Bu ilkeler sayesinde gerçeklikle ilgili bilimsel betimlemeleri yorumlar; kim olduğumuz, nereden geldiğimiz, burada ne yapacağımız, buradaki başka her şeye nasıl muamele edeceğimiz ve nereye gideceğimiz gibi hayati sorularımıza cevap üretme imkânı bulur, kendimiz için bir yaşama yordamı elde ederiz. Bu soruları cevaplamak için fiziksel gerçekliğin iç işleyişini betimleyen bilimsel teorilerden fazlasına ihtiyaç duymadığımız fikrinin kendisi de tastamam bir metafizik kavrayışı ifade eder ve onu bir metafizik olarak salık veren felsefî tutumlarla el ele yürür. Bir yandan gerçekliğin farklı boyutlarına dönük insanî merakı teşvik ederek yönlendiren, diğer yandan bu meraktan neşet eden bilginin varlıkla, hayatla, insanla temasını sağlayarak onu anlamlandıran kurucu metafizik ilkeler ile üretimi yapılan bilgi arasındaki irtibat koptuğunda, söz konusu bilgi ile onu üreten kişi arasındaki ilişki teknisyence bir vaziyet alır. Dolayısıyla baştaki soruya dönecek olursak böyle bir sorunun ciddiye alınmaması yüksek bilgi üretimiyle meşgul zihinleri epistemolojik bir parçalanmanın yanı sıra varoluşsal ve ahlâkî bir lakaytlığa, mensuplarına bütüncül bir gerçeklik idraki sunma amacındaki kurumları ise aslî gayelerinden uzaklaşmaya sürükler.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun