Düşünmek Farzdır: Nereye ve Ne Kadar?

Eşref Altaş

Eşref Altaş



Aklı başında her insan tefekkürün gerekli olduğu konusunda bir ölçüde ittifak eder. Bu ittifakın gerekçesi hayatı sürdürmek, zararı gidermek, fayda elde etmek, refaha katkı sağlamak gibi herkes için farklıdır. Geleneğimizin büyük bir kısmı, tefekkürün bir hayat memat meselesi olduğunu söyler. Çünkü düşünmenin gücü ve kıymeti olgular hakkında bilgi vermesinden doğmaz. Asıl mesele, düşünmeyi insanın aslî sorunlarıyla ilgili ve insanın kendi hikâyesine eşlik edecek bir yöntem olarak inşâ edebilmektir. Aksi hâlde düşünme ve onun ürünü olan bilgi kitaplara ve makinalara emanet edilebilecek bir kodlamadan başka bir şey olmayacaktır. 

Nazar, teknik anlamıyla “bilinmeyene ulaştırması için bilinenleri düzenlemek” demektir. Kur’ân–ı Kerîm’e referansla nazarın yani tefekkürün farz olduğu sıklıkla dile getirilir. Ancak tam da bu noktada asıl soru ortaya çıkar: Hayat memat meselesi olarak görülen tefekkürün kapsamı nedir? Gerçekten de dinî düşünce açısından bakılınca nazarın sınırları nerede başlar, nereye varır? 

Bu sorunun cevabı, nazarın bilgi değeriyle doğrudan ilgilidir. Çünkü nazarın farz olması, onun gerçekten bilgiye ulaştırıp ulaştırmadığına bağlıdır. Bu nedenle şu temel soruyla başlayabiliriz: Nazar bilgi verir mi?

İslam düşüncesinde Bâtınîler, nazarın hiçbir şekilde bilgi vermediğini söylemiştir. Çünkü onlara göre nazar hem dinin teorik asılları hakkında (usûliddin) hem pratik meseleleri hakkında (füru‘) bilgi vermez. Örnek olarak Allah’ın varlığının bilinmesi gibi usûle ilişkin bilgi de kıble yönünün tayini gibi pratik meseleye dâir bilgi de ancak masum kabul edilen imam tarafından bildirilebilir. Dolayısıyla nazar, onlara göre dinin ne asılları ne meseleleri hakkında güvenilir bir bilgi kaynağıdır.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun