Bilinç, Hakikat ve Yorum Arasında Mistik Deneyimin Modern Yorumları

Betül Akdemir Süleyman

Betül Akdemir Süleyman



Mistik kelimesini gündelik hayatımızda oldukça farklı anlamlara gelecek şekilde kullanırız. Kelimeyi, bir insandan hikâyeye, bir geziden rüyaya veya olaya pek çok isme sıfat yaparız. Kelime, bu kullanımlarda “gizemli”, “anlaşılmaz”, “esrarengiz”, “tuhaf”, “bilinemez” gibi anlayış ve bilgimizin sınırları dışında olmakla ilişkilendirilir. İlginçtir ki anlayışımızın sınırlarının dışına referansta bulunan ve üzerinde pek de durmadığımız bu kelime, özellikle 20. yüzyılda mistik deneyim (mystical experience) şeklinde kavramsallaştırılarak felsefî tartışmaların ana kavramlarından birisi haline gelmiştir. Bu tartışmalara baktığımızda kavramın en genelde tanrı, mutlak, dao, hiçlik, boşluk, doğa vb. gibi kabul edilen nihâî gerçekliğin dolaysız, saf birlik deneyimi olarak tanımlandığını görürüz. Yani mistik deneyimin konusu, gündelik deneyimlerimizden farklı olarak nihaî gerçekliktir; bu deneyim toplumsal, kültürel ve bilişsel dolayım biçimlerinden, mesela dilsel kategoriler, kavramsal düşünme ve hafıza içeriklerden bağımsız olması bakımından “dolaysız” ve “saf”tır. Bunun yanında deneyimleyen özne ile deneyimlenen nesne arasındaki ayrımın askıya alınması ya da ortadan kalkması bakımından bu deneyim bir “birlik” halidir. Bu bağlamda söz konusu deneyim, hem fenomenolojik indirgenemezliği hem de ifade edilemezliği (ineffability) ile karakterize edilen özel bir bilinç durumu olarak değerlendirilmektedir.

Aslında bu tanımlama da görece yenidir. Kökleri antik döneme uzanan mistik kelimesi, Gizem Dinleri’ndeki ayinlerde elde edilen spekülasyonlara atıfla kullanılırken Orta Çağ teologları, kelimenin seküler anlamına karşı çıkarak onu dinle ilişkilendirirler. Dinî bağlamda “mistik” kelimesi, Kutsal Metin’in derin kavrayışı, İsa’da açığa çıkan gizli anlama ulaşma, Tanrı’ya yaklaşma vb. gibi teolojik içerimlerle kullanılır. Yaklaşık 19.yüzyılın ortalarına kadar teolojiye sıkı sıkıya bağlı olan kavramın anlamının dönüşmesinde hem dönemin din karşıtı felsefî havası hem de diğer din ve geleneklerin ana kaynaklarının orijinal dilinden tercüme edilip yaygınlaşması vardır.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun