Bilinç, Hakikat ve Yorum Arasında Mistik Deneyimin Modern Yorumları
Mistik kelimesini gündelik hayatımızda oldukça farklı anlamlara gelecek şekilde kullanırız. Kelimeyi, bir insandan hikâyeye, bir geziden rüyaya veya olaya pek çok isme sıfat yaparız. Kelime, bu kullanımlarda “gizemli”, “anlaşılmaz”, “esrarengiz”, “tuhaf”, “bilinemez” gibi anlayış ve bilgimizin sınırları dışında olmakla ilişkilendirilir. İlginçtir ki anlayışımızın sınırlarının dışına referansta bulunan ve üzerinde pek de durmadığımız bu kelime, özellikle […]
Hakikatin Grameri: Tümeller ve Yaşam Biçimleri

İnsanoğlunun düşünsel serüveni, bir anlamda «her şeyin altındaki o değişmez olan”ı bulma çabasıdır. Bir elmaya, bir adalet eylemine veya bir üçgen çizimine baktığımızda, zihnimiz tikel olanın ötesine geçip o “şeyi” o “şey” yapan genel bir ilkeyi arar. Felsefe tarihinde bu genel ilkelere, yani tikel nesnelerin paylaştığı ortak niteliklere “tümeller” (küllîler/universals) adını veriyoruz. Peki, bu tümelleri […]
Nazariyatın Sınırı Olarak Paradokslar

Nazariyat ile müşâhede arasındaki ilişki, kimi zaman iki bilgi türünü birbirinden ayırt etmek için kimi zaman ise bilginin kendisinin sınırlarını düşünmek için başvurulan bir hat olarak karşımıza çıkar. Bu iki kavram ele alınırken çoğunlukla bir hiyerarşi kurulur: Nazariyat, aklın yetki alanıdır; müşâhede ise onun ötesinde ya da derinindedir. Aralarındaki sınır da iki farklı biçimde düşünülür; […]
Düşünmek Farzdır: Nereye ve Ne Kadar?

Aklı başında her insan tefekkürün gerekli olduğu konusunda bir ölçüde ittifak eder. Bu ittifakın gerekçesi hayatı sürdürmek, zararı gidermek, fayda elde etmek, refaha katkı sağlamak gibi herkes için farklıdır. Geleneğimizin büyük bir kısmı, tefekkürün bir hayat memat meselesi olduğunu söyler. Çünkü düşünmenin gücü ve kıymeti olgular hakkında bilgi vermesinden doğmaz. Asıl mesele, düşünmeyi insanın aslî […]
Theoria’nın Praksisi: Kıssa Neden Kavramsal Dile Çevrilemez?

İbn Sînâ’nın Hayy ibn Yakzân gibi şiirsel kıssaları üzerine eski bir tartışma, vurgunun nazar odaklı mı yoksa müşâhede odaklı mı olması gerektiği üzerinedir. Bir tarafta, Amélie–Marie Goichon ve Dimitri Gutas gibi araştırmacılar, hem el–İşarât’ın sonunun hem bu kıssaların yalnızca İbn Sînâ’nın aklî felsefesini şiirsel bir dille ifade ettiğini savunur. Onlara göre kıssa, “İbn Sînâ’nın bilgi […]
Fıkhî Rasyonellik Biçimleri

Fıkhî akıl yürütme biçimlerini izleyeceğimiz birçok kanal mevcuttur. Bunların en önemlisi, fıkhî akıl yürütmeyi bir bilimsel düşünmeye dönüştüren fıkıh usûlü ilmi kanalı gelir. Fıkıh usûlü disiplini, akıl–vahiy ilişkisine ve vahyin bağlayıcılığına ait en temel birkaç soruyu cevaplayabilmek için belirli akıl yürütüme biçimleri geliştirmiştir. Kuşkusuz vahyin temelde bağlayıcılığı fıkıh usûlünde varsayılan bir durum olduğu için Allah’ın […]
Nazar ve Amel Diyalektiği: Hakikati Hangi Yöntemle Biliriz?

Düşünürler eşyanın hakikatinin hangi yöntem ve araç bilinebileceği sorusu üzerinde yoğunlaşmış ve bu çerçevede insan ruhuna ait iki ana güce yani nazar ve amel güçlerine dayalı olarak iki temel epistemik yaklaşım belirginlik kazanmıştır. Düşünce tarihinde nazar gücüne dayalı yaklaşım, eşyanın hakikatinin araştırılması hususunda bilinen öncüllerden hareketle bilinmeyene ulaşmayı hedefleyen istidlâlî bir soruşturma tarzına karşılık gelir. […]
Vesileci Bir Nazarî Yöntemin İmkânı

Vesilecilik, evrendeki sebep–sonuç ilişkilerinin zorunlu olmadığını bilakis her bir olayın Tanrı’nın iradesiyle belirlenip an be an O’nun kudretiyle yaratıldığını savunan bir görüştür. Gazzâlî’nin meşhur örneğiyle ifade edersek ateş pamuğu “yakmaz”; yanma olayı, ateş ile pamuğun temasında Tanrı’nın doğrudan yaratmasıyla gerçekleşir. Bu yaklaşımda doğal nedensellik, varlıkların kendi içkin güçlerinden kaynaklanan zorunlu bir bağ değil, ilâhî kudretin […]
Müphemliğin İki Veçhesi: Gayb, Hakikat ve Metaforun Epistemik Sınırı Üzerine Bir Mülahaza

Batı düşüncesi tarihinin, düşünce konusu kılınan her şeyi “bu nedir?” sorusu ekseninde beşerî epistemik pratiklere referansla özsel bir belirleme veya inşâ sürecine tâbi tutan bir muhakeme mantığı içerisinde olageldiği söylenebilir. Birçok çağdaş düşünürün de bilhassa altını çizdiği üzere, söz konusu düşünce pratiğinin en belirgin karakteri, başlangıcından itibaren logos–merkezci bir meşrûiyet ve mâkûliyet mantığı içerisinde olmasıdır. […]
Nazar ve Müşâhedeyi Şehadet Zemininde Yeniden Düşünmek

1. Dünya soyut fikirler değil, somut fiiller üzerine kurulur. Dünyanın yeniden kurulmakta olduğunun söylendiği bu günlerde nasıl bir yol ve yöntem takip etmek gerektiği sorusu kendisini göstermektedir. Yol ve yöntem dediğimizde birçok şeyi bir anda ifade etmiş oluyoruz: Yolda olmak, en azından bir yerde bulunmak/kendini bulmak/mevcudiyet, buradan hareket etmek, hareket ederken de bir gayeyi gözetmeyi […]