Düşünürler eşyanın hakikatinin hangi yöntem ve araç bilinebileceği sorusu üzerinde yoğunlaşmış ve bu çerçevede insan ruhuna ait iki ana güce yani nazar ve amel güçlerine dayalı olarak iki temel epistemik yaklaşım belirginlik kazanmıştır.
Düşünce tarihinde nazar gücüne dayalı yaklaşım, eşyanın hakikatinin araştırılması hususunda bilinen öncüllerden hareketle bilinmeyene ulaşmayı hedefleyen istidlâlî bir soruşturma tarzına karşılık gelir. Bu yaklaşımda akıl —özellikle de onun nazar ve fikir yetisi— varlığın mahiyetini kavramada en temel ve en güvenilir araç kabul edilir. Buna göre bilme faaliyeti, zihnin fikir ve nazar gücü yoluyla öncüller arasında kurduğu mantıksal ilişkiler aracılığıyla bilinmeyeni açığa çıkarması ve böylece eşyanın hakikatini rasyonel bir temellendirme içinde idrâk etmesi süreci olarak anlaşılır. Bu çerçevede bilgi, mantıksal çıkarım, sistematik tahlil ve kavramsal temellendirme süreçleri aracılığıyla tahsil edilir. İstidlâlin en yetkin ve en güvenilir biçimi ise burhân olarak adlandırılır. Zira burhân, zorunlu öncüllere dayanan kesin aklî çıkarım yoluyla hakikatin temellendirilmesini mümkün kılan en yüksek istidlâl formunu temsil eder. Nazarî epistemoloji, duyulara bilgi sürecinin ilk basamağında belirli bir yer tanır. Dış duyular, dış dünyaya ilişkin ilk verilerin elde edildiği başlangıç merhalesini teşkil eder. Bu veriler daha sonra iç duyulara intikal ederek tasavvur ve tahayyül süreçlerinden geçer ve nihayet akıl tarafından işlenip düzenlenerek sistematik ve kavramsal bir bütünlük içinde anlamlandırılır. Böylece duyusal veriler, aklî ilkelerin süzgecinden geçirilmek sûretiyle bilgiye dönüşür.