Rasyonelite ve Mâkûliyet Arasında İktisâdî Aklın Sınırları

Gündelik dilde “rasyonel” sözcüğü; akıllı, ölçülü veya gerçekçi davranan kişiyi anlatır. İktisat teorisinde ise rasyonellik, daha dar ve biçimsel bir anlam taşır. Lionel Robbins’in meşhur tanımına göre iktisat, alternatif kullanımları olan kıt kaynaklarla amaçlar arasındaki ilişkiyi kuran insan davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Bu tanıma göre iktisâdî sorun, amaçların kıt kaynaklar karşısında sıralanmasını ve bazı amaçlardan […]

“Aklın Bizde de Me’ânî–i Muhtelefesi Vardır”

I. Sonradan bir felsefe terimleri sözlüğü de hazırlayacak olan Bedia Akarsu, 1940’lı yıllarda İstanbul Üniversitesinde felsefe tahsil ederken Hilmi Ziya ve Mustafa Şekip gibi hocalarının “çok eski bir dil” kullandıkları için “liseden öz Türkçe akımı içinde” yetişen kendilerinin onları anlamakta güçlük çektiklerinden yakınır. Örnek olarak sürekli “ene” kelimesini kullanan Şekip Tunç’un bu kelimeyle neyi kastettiğini […]

Bağlam ve Yapay Zekâ: Mâkûliyet Zemininde Bir Sınır Denemesi

Mâkûliyetin kendisini göstermesini beklediğimiz zemin, öznel deneyimdir. Basitçe ifade etmek gerekirse, düşünce tarihinin tüm sorunlarında yankı uyandıracak şekilde şu nokta ifade edilebilir: Öznel deneyim (subjective experience) açıklanabilir ve bu deneyimin başarılı bir şekilde açıklanması etik açıdan önemlidir çünkü bu, bizi toplum içinde sorumluluk alan, etkileşim kuran ve tek başına ayakta duran özü gür bireyler kılar. […]

İnsânî Eylemi Anlamak: Psikolojide Epistemik Mâkûliyetin Sınırları

İnsânî bir eylemin ortaya çıkması, herhangi bir icbar veya patolojik durumun olmadığı bir sahnede birbiriyle irtibatlı farklı gerçeklik katmanlarının varlığı ile mümkün hale gelir: Bunlar, biyolojik, fiziksel, kimyasal bileşenlerin oluşturduğu maddî zemin; kültürel unsurların yer aldığı semantik zemin ve ilk iki katmanın imkânlarıyla birlikte kendisine bir özdeşlik hali içinde ben diyen öznenin bu özdeşlik ve […]

Akıl Kavrayışının Tarihselliği İçinde Araçsal Akıl

Gerek bireylerin gerekse belirli bir yaşantı birlikteliği içindeki toplulukların, dünyayı algılama biçimleri ile onların akla yükledikleri anlam arasında bir ilgi olduğunu varsayabiliriz. Buna göre, insanın doğa ve kendi hakkındaki tasavvuru değiştikçe yalnızca bilimsel açıklamalar değil, insanın kendi konumunu ve eylemlerini gerekçelendirme biçimleri de dönüşecektir. Hipotezimizi bu şekilde kurarak aklı, bireysel düşünme yetisinin konusu olmasının yanı […]

Sanattan Estetiğe: Öznel Beğeninin Rasyonelleştirilmesi

Felsefenin bilime, dinin religiona, metafiziğin fiziğe, sanatın estetiğe dönüşme sürecidir biraz da aydınlanma süreci… Bu bağlamda kilisenin, dinin ve metafiziğin açık bıraktığı alan belki de en çok bilim ve sanat tarafından doldurulmaya çalışır. Felsefenin ve bilimin klasik felsefeden, metafizikten ve dinden arındırılması ile modern sanatın ortaya çıkışı aynı düzlemdedir. Bir başka deyişle aydınlanma düşüncesi, nasıl […]

Logos–Merkezciliğin Eleştirisi Bağlamında Hümanistik veya Metafiziksel Olmayan Düşünmenin Biricik İmkânı Olarak ed–Din/İslam

Giriş: Logos–Merkezci Düşünme Pratiği ve Hümanistik Metafiziğin İnşâsı Batı düşünce geleneğine ait düşünme pratiğinin en temel karakterinin, çağdaş felsefelerce logos–merkezcilik olarak adlandırılan ve akıl, söz veya yasayı tüm değer ve yargıların yegâne kıstası kılması olduğu söylenebilir. Kaynağı itibarıyla Grekçe söz, mantık, akıl ve kozmik yasalılık gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olan logos kavramına dayanan […]

Dînî Sosyaliteler ve Rasyonaliteler

Akıl ve mâkûliyet, modern düşünce tarihinde sıklıkla birbirine indirgenen iki farklı kategoriyi ifade eder. Oysa felsefî söylemde öznenin düşünme ve muhakeme etme yeteneği olan “akıl” ile sosyolojik alanda kolektif bir uzlaşı rejimi olan “mâkûliyet”, birbirine indirgenemez. Sosyolojinin asıl konusu ikincisidir. Çünkü sosyolojide asıl konu mâkûliyet rejimidir. Öyle ki bir düşüncenin mantıksal olarak tutarlı (aklî) olması, […]

Hanefîlerde Akıl ve Mâkûliyet

Fıkıh tarihinin erken döneminde ortaya çıkan bir gruplaşma, etkileri günümüzde dahi sürmesi itibarıyla son derece önemlidir. İslâm’ın ilk yüzyıllarında ehl–i re’y ile ehl–i hadis denilen iki grup ortaya çıkmış ve dini anlama tarzı bakımından iki temâyülü temsil etmişlerdir. Ehl–i re’ye göre din, aklın vazettiği (aklî) değil fakat akla uygun olan (mâkûl), aklın idrâk edip inkâr […]

Fıkıhta Mâkûliyet Arayışı: Ekol Sistematiği

Ekol/mezhep, çok boyutlu bir konu olup esasında tüm bu boyutlarının birbiriyle irtibatı gözetilerek ele alınması gerekir. Mezhep fikrinin doğuşu, mezhebin oluşum ve gelişimi, mezhebin işlevi, mezhebin fıkıh ve dinle ilişkisi, muayyen bir mezhebe bağlanmanın —hem birey açısından hem toplum ve hukuk düzeni açısından— hükmü gibi konuların her biri bu konunun ayrı bir boyutudur. Bunların hepsi […]