Kasım Küçükalp

Kasım Küçükalp

kasimkucuk-ahlaki-web-sayi-23
Ahlâkî İzâfiyetçiliği Aşabilmenin Bir Yolu Var mı?

Bilindiği üzere izâfiyetçilik, lehine, aleyhine ya da uzlaştırıcı bir söylem pratiği ekseninde ortaya konulan argümanlar dolayımıyla, düşünce tarihi boyunca çeşitli düşünür, filozof ve teolog tarafından düşüncenin konusu kılınmış olmakla birlikte,

kasimkucuk-heideggerde-teknikten-web-21

Batı metafizik geleneğini Varlığın anlamının unutulmasının tarihi olarak gören Heidegger, söz konusu unutmanın, özü itibarıyla hümanistik mahiyetteki bir düşünme pratiğine bağlı olarak Varlık ile var olanlar arasındaki ontolojik bağlantı veya

kasimkucuk-degerlerin-web-20

Bilindiği üzere fenomenoloji, “şeylerin kendilerine” düsturundan hareketle bilmek için kendilerine yönelinen şeylerin kendileri ile bilinçteki tezahürleri arasında bir ayrım yapmak suretiyle, tıpkı kadim felsefeden beri yapılagelen görünüş–gerçeklik ayrımına benzer bir

kasimkucuk-yasa-web-19

Adalet kavramının, tüm düşünce tarihi boyunca bilge, filozof ve düşünürlerin olduğu kadar, belki de daha da fazlası, yasa koyucu, yönetici ve hukukçuların zihinlerini en çok meşgul etmiş kavramların başında geldiği

kasimkucukalp-ontolojik-web-18

Felsefenin ne olduğu kaygısıyla modern zamanlarda kaleme alınmış herhangi bir felsefe metnine kabaca bir göz atıldığında görülecek ilk şey, felsefenin Antik Yunan’da salt teorik kaygılarla teorik gerçekleştirilen entelektüel bir faaliyet

kasımkucukalp-kapitalizm-web-17

Deleuze ve Guattari’nin, Anti–Oedipus: Kapitalizm ve Şizofreni adlı çalışmalarının, gerek geleneksel, teorik ve pratik felsefelerden bir kopuşa veya özgürleşmeye işaret etmesi gerekse çağdaş dünyanın kapitalist yaşam pratiklerinin radikal bir eleştirisini

kasımkucuk-hakikat-web-16

  Dünya, muhtevi olduğu yapısıyla hayatı mümkün kılan bir gezegen olmanın ötesinde, insanın hakikatiyle buluşmasının veya oyunsu tabiatına bağlı olarak hakikatini büsbütün unutmasının varlık–oluşsal zeminidir aynı zamanda. Öyle ki insanın

Çağdaş Batı düşüncesinde ortaya konulan tartışmalar dikkate alındığında, Batı fikriyatının asılla olan irtibatı meselesinin son derece belirleyici olduğu söylenebilir. Daha 18. ve 19. yüzyıllardan itibaren Rousseau’nun medeniyet eleştirileri başta olmak

“İnsanlar hep başkalarına karşı savundu kendini. Durmadan doğaya karşı güç kullandı. Sonuç: Güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlıktan başka bir şey değil. Teknik ilerleme dediğimiz şeyin bize getirdiği

Modern düşüncenin başlangıcından itibaren bilime, bilimsel dünya görüşüne ve insan aklına duyulan katıksız güven içerisinde, bilimsel ve teknolojik gelişmelere paralel olarak, daha müreffeh bir dünyada yaşama imkânına kavuşulacağı düşünülmüş olsa

Son Yazılar

Sûfiler, kırk gün çilehâneye girmekle diğer zamanlarda peşine düşmedikleri özel bir şeyi arıyor değillerdir. Ancak

“Rabbini talep eden herkes, sırrında Rabbiyle yalnız kalmalıdır. Çünkü Allah, insan için zâhiri ve bâtını

Tek başına kalmamak için yalnızlığa tutunuyoruz…   Görüntü çağında sürekli görünmek çabası içinde yaşayan insan,

Agathe, uçtuğu var mı ruhunun ara sıra,Büyülü, mavi, derin ve ışıl ışıl yanan,Bambaşka denizlere, bambaşka

I. Bu yazıda yalnızlığa ilişkin modern tasavvurların esas itibarıyla bu tasavvuru besleyen insan anlayışının bir

Halvetin İslâm dininde ve kültüründe ne anlama geldiği, kaynakları, bu konudaki yaklaşımların neler olduğu gibi