Aynanın Kendisi Nasıl Mümkündür?

Baha Zafer

Baha Zafer



I.

Her türden nesneler tarafından kuşatılmış bir dünyada yaşıyoruz; ancak hiçbir felsefî çerçevede nesnelerin ya da temel ayrımların (özne – nesne, cevher – araz vb.) tek bir açıklamasını veren birleşik bir teorisine veya ontolojisine sahip değiliz. İster teknolojik nesnelerden ister doğal nesnelerden, demetlerden, olaylardan, gruplardan, hayvanlardan, kurumlardan ya da dilsel nesnelerden bahsediyor olalım, bugüne kadar felsefe tarihinden edindiğimiz tecrübe, var olan nesnelerin sayısını azaltmak bir yana, aslında her türden nesneyi açıklamak için felsefî çerçevelerin çoğalmasına tanık oluyoruz. Bu aşırı açıklama fazlalığı, kendisine bir başlangıç bulabilir. Eğer 1781 yılı felsefe tarihi için önemli bir dönüm noktasıysa, bunun nedeni Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi’nin ve yıkıcı Kopernik Devrimi’ne atıfta bulunduğu yıl olmasıdır. Kant, Kopernik Devrimi (Saf Aklın Eleştirisi, B xvi) ile yalnızca insanların dünyayla nasıl ilişki kurduğuna aşırı odaklanmakla kalmayacak aynı zamanda bu ilişki son derece asimetrik olacaktır. Çünkü dünya ya da insanın aracılığı ile ilişki kurulan nesne, kendine ait hiçbir katkıda bulunmaksızın insan bilişi, dili ve yönelimleri için yalnızca bir destek ya da araç haline gelecektir. Böylece nesne merkezli düşünce sekteye uğratılacaktır. Kopernikçi ruh, insan–dünya ilişkisinin dünyanın aleyhine olacak şekilde, insan–merkezli bir şekilde tek taraflı hale getirilmesinden ibaret olacaktır. Dünya ya da nesneler, artık insan bilişinin basit ürünleri haline gelecek ve felsefe, bu bilişin nesneleri nasıl oluşturduğunu veya ürettiğini araştıran transandantal bir antropoloji haline gelecektir. 1781 sonrası bu manzara daha da ağırlık kazanmıştır. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun