Daha önceki Teklif yazılarında dile getirilen tekevvün ile temeddün, kevnî ile ilmî, kâinat ile âlem, fizikal ile non–fizikal, beşer ile insan, var–olmak ile var–oluşmak, 0–noktası, kök–sorular, fazla, tefekkür, tezekkür, taʻakkul,
Sorulabilecek tüm soruları tükettiğimizde iki ucu kendinde müphem bu–ara–da yaşayan insanın, ne–için var–olduğunu ve niçin Yeryüzü’nde var–oluştuğunu nihâî olarak karşılayacak bir cevabı, hiçbir dinî öğreti, felsefî dizge, mistik tecrübe, vb.
Yeşil kelimesinin, yalnızca Türkçe denilen dil içinde bir gönderimi vardır ve bu gönderim ancak Türkçe’nin sözlük küresindeki uzayda girdiği ilişkilerle bir anlama sahiptir. Bahse konu sözlük küresi, kökçe vazʻî olmakla
İbn Sînâ’nın öğrencisi filozof Ebû Nasr Nesevî, H. 473/M. 1080–1081 yılında matematikçi–filozof Ömer Hayyâm’a bir mektup yazar.1 Nesevî, mektubunda Hayyâm’a, iki konuda tek bir soru sorar: Âlem’in, bahusus insanın yaratılmasında
Daha önceki bir yazımızda, Akdeniz dünyasındaki “insan” tasavvurunun mahkûm, mazlûm ve mesûl aşamalarından geçtiğine işaret etmiştik. Buna göre başta Grekler olmak üzere Akdeniz medeniyet havzasındaki farklı kültürler büyük oranda mahkûm
Tahkik, bir kelime olarak pek çok anlama sahiptir. Farklı bilimsel disiplinler içindeki kavramsal kullanımı farklılık gösterebilir. Herhangi bir felsefî–bilimsel tutumun benimsediği yöntem içinde değişik ıstılâhî anlamlara sahip olabilir. Tüm bunların
Nietzsche (ö. 1900), “İnsanlığın iki temel sorunu var: Adaletsizlik ve anlamsızlık. Adaletsizliğe karşı hukuku icat ettik; anlamsızlığa karşı sanatı… Ancak insanlar, hukuka ulaşamadı; sanatsa insanlara…” der. Başka bir cümlesindeyse “Hakikat,
Teklif yazılarımızın birçoğunda insanın varlıkça(ontolojik) kâinatın/evrenin bir devamı olduğunu, bilgice(epistemolojik) ise, âleme dönüşen tarafıyla kâinatın insan idrâkinin bir uzantısı hâline dönüştüğünü vurgulamıştık. Daha önceki yazılarımızda gerekçelerini vererek çözümlemeye çalıştığımız bu
Favorilere Ekle Ahlâk–ı Alâî, Kınalızâde Ali Çelebi (ö. 1572) tarafından 1563’de Şam’da kaleme alınır. Kınalızâde Ali, eseri, İslâm temeddününde kendinden önce telif edilmiş hemen tüm ahlâk kitaplarını içererek aşacak Türkçe
Müdrik bir varlık olarak insan, var–olanlar sahnesinden çekilip alınsaydı ortaya nasıl bir manzara çıkardı? Hiç şüphesiz böyle bir sahnede, algılayan, işaret eden, konuşan, bilen, düşünen müdrik varlık bulunmadığından algılanan, işaret
Bilimlerde akıl, bilgi nesnesiyle iki şekilde ilişkili olabilir: » Bu nesneyi ve kavramını yalnızca belirlemek
Mâkûl, idrâk edilen demektir. Birinci derecede akledilenler, ister var ister yok olsunlar ister basit bileşik
Filozoflar şöyle demiştir: Aklın yani nâtık nefsin taakkulünün mertebeleri dörttür. Birincisi, heyûlânî akıldır. Bu akıl,
Şunu bil ki işlerin hakikati akılla bilinir; iyilik ve kötülüklerin ayrımı ancak akılla yapılır. Akıl
Aydınlanma süreci ve modernite ile birlikte Batılı biçimde düşünmenin ve akletmenin evrenselliği neredeyse tüm toplumların
Gündelik dilde “rasyonel” sözcüğü; akıllı, ölçülü veya gerçekçi davranan kişiyi anlatır. İktisat teorisinde ise rasyonellik,
Copyright © 2026 Teklif Dergisi | Tüm hakları saklıdır.