Ahmet Ayhan Çitil

Ahmet Ayhan Çitil

Kritik der reinen Vernunft

Alman felsefeci Immanuel Kant’ın 1781 yılında yayımladığı ve 1787 yılında bazı değişikliklerle ikinci basımı yapılan başyapıtı Kritik der reinen Vernunft (Birinci Kritik) kritik projesi kapsamında yazdığı üç temel eserden ilkidir.

ahmetayhan-icinde-web-2

Felsefe tarihinin belki de en önemli yarılması Platon ile Aristoteles’in gerçeklik anlayışlarında karşımıza çıkar. Varlık hissî olandan bağımsız idealarla mı yoksa ancak hissî olana gömülü küllîlerle mi özdeş kılınmalıdır? Asıl

İçinde var olduğumuz kâinatta, arzulamayan, arzu etmeyen bir var–olanın özgürlüğünden söz edebilir miyiz? Arzu sahibi olmayan bir var–olan nedensellik zincirinin bir parçası olmanın ötesine geçebilir mi? Kanaatimizce böyle bir var–olan,

İnsan neyi bilirse bilsin bilmedikleri hep vardır.  Bazı şeyleri bildiğini sanır. Sonradan işlerin bildiği gibi olmadığını fark eder. Dolayısıyla bildiğine karşı bir güvensizlik alttan alta kendisini hemen her zaman hissettirir.

“Dünya”, elimizin erdiği, gözümüzün gördüğü, bize yakın olan anlamlarına gelen bir sıfat olarak alındığında, “Dünya hayatı adaletin tecelli ettiği bir mekândır” diyebilmek pek mümkün görünmüyor. Dünya hayatı, insanları, fiziksel veya

Başlıktaki sorunun cevabını tam olarak vermeye çalışmak Nebi olmayanların yetkinliklerini aşar. Nebilerin bildiklerini ya da kendilerine bildirileni bize açtıklarında, cehdederek iletileni anlayabilir veya tecrübemizdeki karşılığını görebiliriz fakat söz konusu bilgiyi

Tarihsel olarak üniversite, akademik ilgilere sahip kişilerin bir araya gelerek teşkil ettikleri bir oluşum. Biraz loncaları andırdığı söylenebilir. Girebilmenin ve ayrılabilmenin, kabul görmenin ve yükselebilmenin şartları yine katılımcılar tarafından belirleniyor.

İnsan doğal bir varlıktır. Yerküre–nâm gezegende hemcinsleriyle birlikte yaşar. Etten, kemikten, kandan, tırnaktan yapılmıştır. Lâkin kendisine doğal varlıklar olarak benzeyen bitkilerden, hayvanlardan farklıdır. Onda bir başkalık, bir fazlalık vardır. Sanki

Medeni bir toplumun yerleşik olduğu mekân anlamında şehrin kuruluşu, geliştirilmiş tüm maddî altyapısının ötesinde sakinlerinin kendilerini bir sahne içerisinde idrak ediş biçimlerini varsayar. Şehir ile sahnenin idraki arasındaki rabıta, kolaylıkla,

Felsefe tarihinin belki de en önemli yarılması Platon ile Aristoteles’in gerçeklik anlayışlarında karşımıza çıkar. Varlık hissî olandan bağımsız idealarla mı yoksa ancak hissî olana gömülü küllîlerle mi özdeş kılınmalıdır? Asıl

Son Yazılar

MÜŞÂHEDE (المشاهدة) Dış ya da iç duyulardan biri ile idrak etmektir. Müşâhedât, mahsûsâttır [yani dış

Seyretsen de yâri gerçek göremen Tutuşup aşkına kül olmayınca İstesen de yâre doğru varama’n Gönülden

Mistik kelimesini gündelik hayatımızda oldukça farklı anlamlara gelecek şekilde kullanırız. Kelimeyi, bir insandan hikâyeye, bir

İnsanoğlunun düşünsel serüveni, bir anlamda «her şeyin altındaki o değişmez olan”ı bulma çabasıdır. Bir elmaya,

Nazariyat ile müşâhede arasındaki ilişki, kimi zaman iki bilgi türünü birbirinden ayırt etmek için kimi

Aklı başında her insan tefekkürün gerekli olduğu konusunda bir ölçüde ittifak eder. Bu ittifakın gerekçesi