Peygamberlerin Sırlarının Bilinmesi

İbn Arabî

İbn Arabî



Allah sana yardım etsin, bilmelisin ki: Nebî, meleğin yalnız başına Allah’a ibadet edeceği bir şeriat içeren bir vahyi Allah katından kendisine getirdiği kimsedir. Nebî söz konusu şeriat ile birlikte başkasına da gönderilmiş ise resuldür.

Melek peygambere iki şekilde gelir: Ya vahyi kalbine indirir –ki bu inişte halleri farklı farklıdır– ya da dışardan bir beden sûretinde gelir. Bu durumda, getirmiş olduğu şeyi kulağına aktarır, peygamber de onu dinler ya da gözüne gösterir, peygamber de onu görür. Görmeden ise duymadan meydana gelen şeyin aynısı meydana gelir. Diğer algı güçleri için de aynı durum söz konusudur. Bu, Hz. Peygamber ile kapanmış kapıdır. Dolayısıyla herhangi bir kimsenin bu Muhammedî şeriatı geçersiz kılacak bir şeriatla Allah’a ibadet etmesine yol ve imkân yoktur. Hz. İsa indiğinde ancak Hz. Muhammed’in şeriatına göre hüküm verir ve Hz. İsa velilerin sonuncusudur (hâtemü’l–evliya). Allah’ın onun velayetini –ki mutlak velayettir– saygın bir nebi ve resul ile bitirmiş olması, Hz. Muhammed’in üstünlüklerinden birisidir. Bu nedenle Hz. İsa kıyamet günü iki kez diriltilecektir: Peygamberlerle resul, bizimle beraber ise Hz. Muhammed’e bağlı bir veli olarak diriltilecektir. Allah onu ve İlyas’ı bu makamla diğer nebilerden üstün yapmıştır.

Fütûhât–ı Mekkiyye, C.I, s. 434

***

Muhammed Kelimesinde Ferdiyet (Teklik) Hikmeti

Hz. Muhammed’in hikmeti ferdiyet [teklik] oldu; çünkü Hz. Muhammed, bu insanlık türündeki en yetkin varlıktır. Bu nedenle iş [yaratma ya da zuhûr eylemi), onunla başladığı gibi yine onunla bitti. Hz. Muhammed, Âdem henüz toprak ile su arasındayken peygamberdi. Ardından unsurlardan oluşan yaratılışıyla, peygamberlerin sonuncusu oldu.

İlk tek sayı, üçtür. Tek sayılardan bu ilk sayıya eklenen her şey, üç sayısına eklenmekle ortaya çıkar. Böylece Hz. Peygamber, Rabbine en güçlü kanıt olmuştur; çünkü ona, cevamiu’l–kelim verilmiştir. Cevamiu’l–kelim, Adem’e [öğretilmiş) isimlerinin müsemmalarıydı (isimlendirilen). Dolayısıyla kanıt, üçlü yapısında kanıta benzedi ve bu kanıt özü gereği kanıttır.

Hz. Muhammed’in hakikati, yaratılışı itibariyle üçlü olması nedeniyle ilk tekliği verdiği için, sevgiden –ki sevgi varlıkların [yaratılma] ilkesidir– söz ederken şöyle demiştir: “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi”; çünkü bunda da üç bulunur. Ardından kadını ve güzel kokuyu zikretti, namazı ise göz aydınlığı saydı. Böylece önce kadınları zikretti, sona ise namazı bıraktı; çünkü kadın, dış varlığının ortaya çıkışında erkekten bir parçadır. İnsanın kendisini bilmesi, Rabbini bilmesini önceler. Zira insanın Rabbini bilmesi, kendisini bilmesinin bir sonucudur. Bunun için Hz. Peygamber, “Kendi nefsini bilen, Rabbini bilir” buyurdu. Bu hadisten Allah’ı bilmenin imkânsız sayıldığı ve [Hakkın bilgisine) ulaşılamayacağı sonucunu çıkartabilirsin; çünkü bu sonuç, hadisten çıkartılabilir. Hadiste Hakk’ın bilinebileceğinin dile getirildiği sonucu da çıkartılabilir.

Birinci yorum, insanın kendini bilemeyeceğini, dolayısıyla Rabbini de bilemeyeceği anlamına gelir. İkinci yorumda ise kendini bilebileceğin, dolayısıyla Rabbini de bilebileceğin anlamına gelir. Böylece Hz. Muhammed, Rabbine en açık kanıt oldu çünkü âlemdeki her bir parça, [kendisinden var olduğu) aslını gösteren bir kanıttır ki o da o parçanın Rabbidir. Bunu anla!

Fusûsu’l–Hikem, s. 235




Makalenin devamını okumak için Abone Olun