“Bir Avuç Toprağa” Minnet Eylemek

İshak Arslan

İshak Arslan



XV. yüzyılın başlarında Bursa’da Süleyman Çelebi tarafından telif edilen Vesîletu’n–Necât (Mevlid); dinî, felsefî, kültürel ve antropolojik içerimleriyle keşfedilmeyi bekleyen eşsiz bir hazinedir. Klasik bilgi ve hikmet kaynaklarından süzülüp gelen Mevlid, Osmanlı Türkleri’nin Anadolu’ya yerleşme, akabinde Balkanlar’a ve Avrupa’ya doğru ilerleme sürecinde dâhil oldukları kimlik ve kültür savaşlarının referans metnidir. Farklı etno–sosyal bileşenleriyle kurucu bir özne olarak Sünnî Osmanlı tahayyülü, Batı’da müzik, resim ve heykelin büyüleyici örneklerini içeren Yahudi–Hıristiyan ikonaklazmının; Doğu’da Şiî–Bâtınî akımların güçlü propagandasının basıncı altındadır. Siyasî, askerî, ekonomik meydan okumalara ilaveten asıl büyük savaşın zihinsel ve kültürel meydanlarda verildiği zorlu bir süreçte zuhur eden Mevlid, insanlığı en kâmil mânâsıyla temsil eden evrensel bir arketip olarak “Muhammed’in doğuşu”na endekslenen güçlü, güvenli, aydınlık bir vizyon sunar. Söz, müzik, duygu ve davranıştan mürekkep bu canlı eser aracılığıyla Türkçe, ilk kez —zarifçe— camiye girmiş, doğumdan ölüme gündelik hayatın tüm dönüm noktalarında, icra edildiği mekanları ve zamanları ölümün bile aksatamadığı kesintisiz, canlı, nûrânî bir şenliğe çevirmiştir.1

Varoluşun coşkulu bir olumlamasını ve kutlanışını içeren Mevlid’in sunduğu yeni vizyon, elbette içinden çıktığı sosyo–ekonomik koşullardan bağımsız değildir. Ancak alt yapıya ilişkin somut–maddî faktörlerin hiçbiri tekil kişiye, topluluğa, nihayet insanlığa, sahici bir “kurtuluş” vaadi sunamaz. Sahici bir kurtuluş, bu dünyada acziyet, zulüm ve ölüme verebileceği somut cevapların yanı sıra, dünya ve ölüm ötesine de uzanmalı, sonsuza bâliğ olmalıdır. Oysa ne siyasal ve ideolojik düzenlerin ne ahlâkî ve felsefî sistemlerin ne de haz ve eğlenceye dayalı müsekkinlerin gücü, bu seviyede bir kurtuluş vaadine yeter. İster maddî ister manevî nitelikli sayılsın, idrâk sahasına giren olgu ve olayların kolektif zihinde tutarlı bir bütünlüğe kavuşması/ anlamlandırılması, toplumsal yaşamın zorunlu koşulu olan şahsiyet ve güven inşası, diğer faktörlerin yanı sıra dinsel bir ideye tutunma, “mitolojik bir anlatı”ya katılma, özetle metafizik bir yolculuğun göze alınmasıyla açığa çıkabilen “mucizeler”e ihtiyaç duyar




Makalenin devamını okumak için Abone Olun