Nebî’yi Görünür Kılmak: Temsîl ile Temessül Arasında Muhammediye

Dursun Çiçek

Dursun Çiçek



Bu topraklardaki geleneğin ve kültürel aktarımın en önemli unsurlarından biri olan köy odalarındaki okumalara yetişen kuşaktan sayılırım. Çocukluğumda hiç unutamadığım bu okumalar, rahmetli dedemin özellikle yatsı namazından sonra bize Hz. Ali cenkleri başta olmak üzere Mevlid, Battal Gazi Destanı, Pehlivan hikâyeleri, Bin Bir Gece Masalları, Leylâ ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi sevda hikâyeleri, Yunus Emre şiirleri ve en önemlisi Muhammediye okumalarıydı. Haftada bir, bazen iki kez gerçekleşen bu okumalarda metin sadece okunup geçilmez, aynı zamanda müzakere edilir ve yeniden yorumlanırdı.

Bozkırda bu metinler içinde bilhassa tüm köylerde Mevlid ve Muhammediye ezbere bilinirdi. Bu iki metnin en önemli özelliği, Hz. Peygamberimiz’le ilgili olmasıydı. Özellikle medreselere, tekkelere ya da okullara gitme imkânı bulamayan insanlar için bu iki eser hem dinini hem de Peygamber’ini öğrenmede temel vasıta idi. Her iki metin de hem yazıldığı Osmanlı döneminde medrese veya tekkeye gidemeyen insanların, hem de Cumhuriyet’ten sonraki süreçte kırsal kesimde okuması yazması olmayan insanların Hz. Peygamber’i tanımada kurduğu en önemli irtibat kaynaklarındandı.

Muhammediye, İstanbul’un fethinden kısa bir süre önce vefat eden Hacı Bayram Veli’nin öğrencisi Yazıcıoğlu Mehmed tarafından kaleme alınmıştır. Eserini birkaç sebepten dolayı yazdığını belirtir: Birincisi, içinde yaşadığı toplumdan gelen istekler; ikincisi, Gelibolu’da çekildiği münzevî hayat; üçüncüsü ise Peygamber Efendimiz’i rüyasında görmesi ve Efendimiz’in kendisinden böyle bir kitap yazmasını istemesi…




Makalenin devamını okumak için Abone Olun