Açık Oturum: Nebî ve Haber

Teklif

Teklif



Fazlıoğlu: Bismillahirrahmanirrahim. Değerli arkadaşlar, Teklif’in Nebî ve Haber sayısı için toplanmış bulunuyoruz. Şimdi Nebî ya da Nübüvvet meselesi 21. yüzyılın ilk yarısında yaşayan bizler için son derece hayati bir konu. Soruyu şöyle örgütleyebiliriz: 21. yüzyılda niye bir Nebî’ye ihtiyaç vardır? Bu soruya cevap verirken çok çeşitli vecihlerden bakmak mümkün. Bunların küçük bir sıralamasını yaptım. Müsaadenizle bazılarına atıf yapayım; sonra konuya devam edelim. İlk olarak meseleyi tarihî açıdan ele alabiliriz. Yani klasik geleneğimizde Kelâmcılar, Meşşâîler, İşrâkîler, Ekberîler, hatta usûl–i fıkıhçılar nübüvvet kavramını nasıl ele aldılar? Nasıl temellendirdiler, istidlâlî olarak nasıl ispatladılar? Elbette bu ele alışı dönemin kozmogoni, kozmoloji, akıl ve nefs nazariyeleri ve hatta astronomisiyle ilişkilendirebiliriz ki o tarihlerde de ilişkilendiriyorlar zaten. Bugün de konuyla ilgili tarihî araştırmalarımızı bu bütünsellik içinde yürütmeliyiz. Akabinde nübüvvet kavramını, dönemin okült bilimleri, gizli bilimleri denilen gelenekle ilişkilendirebiliriz. Özellikle Hermetik, Keldânî, vb. geleneklerden gelen arka–plan bilgisini de dikkate alarak, bahusus kehanet, büyü gibi konularla (bildiğiniz gibi İbn Haldûn da bunu tartışıyor) irtibatlandırabiliriz. Bir üste çıkıp amelî/pratik felsefeyi dikkate aldığımızda yani ahlâkı, aileyi, toplumu, siyaseti, kısaca topyekun hayatı göz önünde bulundurduğumuzda, nübüvveti yeryüzünde insanca yaşamanın, belli bir düzen ve nizâm içinde var–olmanın ilkesi olarak müzâkere edebiliriz. Nitekim Metâlib ve Mevâkıf’ta nübüvvet, temeddünün düzen verici ilkesi olarak incelenmiştir. Bugün de nübüvveti hem dünyevî hem uhrevî saadetimizi sağlayacak ‘düzen verici temeddün ilkesi’ olarak dikkate alıp yeryüzünde yaşayan insanlar olarak “bizden ne bekleniyor, nasıl bir yaşama biçimi bizden talep ediliyor, neler yapmamız isteniyor, neler yapmamız istenmiyor?” soruları etrafında da tartışabiliriz. Son olarak şunu ekleyebiliriz: Bugün hem nübüvvetin kaynağını hem zeminini dikkate alarak temellendirmesini yapmanın yanı sıra, aynı zamanda nübüvvetin epistemik değerini de ele alan bir çerçeve geliştirmemiz gerekiyor. İslâm tarih tecrübesi bize gösteriyor ki bu konuda tek bir nazariye, tek bir yaklaşım yok. Dilbilimcilerin bile kendine göre bir yaklaşımı var. Kısaca “günümüzde, gerçeklik, tarih, bilgi, değer, vb. hakkındaki tasavvurlarımızın içinde Nebî’nin yeri ne olmalıdır; nübüvvet ne kadar yer bulmalıdır?” sorularını ciddiyetle müzâkere etmeliyiz.  Tüm bu ve benzeri soruları göz önünde bulundurarak meseleyi tartışabiliriz. Buyurunuz… 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun