Sayı 28: Akıl ve Mâkûliyet

Ahmet Ayhan Çitil • Ahmet Demirhan • Asım Cüneyd Köksal • Baha Zafer • Dursun Çiçek • H. Yunus Apaydın • Hasan Aycın • İbrahim Halil Üçer • İhsan Fazlıoğlu • Kasım Küçükalp • Latif Karagöz • Mustafa Metin Başbay • Necdet Subaşı • Oktay Taftalı • Ömer Türker • Tahsin Görgün Teklif, varoluşumuza temel […]

Teorik ve Pratik Aklın Bilgisi

Bilimlerde akıl, bilgi nesnesiyle iki şekilde ilişkili olabilir: » Bu nesneyi ve kavramını yalnızca belirlemek (Teorik Akıl bilgisi)  » Edimsel (fiili) kılmak (Pratik Akıl bilgisi)  Teorik–pratik ayrımından ne anlıyoruz? Birisi nesneyi belirlemekle, diğeri edimsel, fiili kılmakla ilgili. Kant’ta teorik olan, söz konusu temsillerin belirlenmesi bir nesne olarak kavranmasıyla ilgilidir. Yani ben duyusal biçimde temas ettiğim […]

Mâkûl

Mâkûl, idrâk edilen demektir. Birinci derecede akledilenler, ister var ister yok olsunlar ister basit bileşik olsunlar ister dışta mutabık olacakları bir şey bulunduğu takdirde ancak başkasına ilişerek var olsunlar –tahakkuk ettikleri kabul edildiğinde izafetler gibi– birinci mâkûl olarak adlandırılırlar. Birinci derecede akledilir olmayıp yalnızca başka bir akledilire ârız olmak yoluyla düşünülen ve dışta mutabık olacağı […]

Onuncu Maksat: Aklın Mertebeleri

Filozoflar şöyle demiştir: Aklın yani nâtık nefsin taakkulünün mertebeleri dörttür. Birincisi, heyûlânî akıldır. Bu akıl, mâkullerin idrâkine yönelik salt istidâttan ibarettir ve fiilden yoksun salt güçtür. Buna örnek, çocukların aklıdır. Çünkü çocuklar çocukluk çağında ve yaratılışın başlangıcında salt bir istidâda sahiptir ve bu istidâdın beraberinde hiçbir idrâk yoktur. Bu istidât, diğer canlılarda yoktur. Bu akıl, […]

Rasyonalitenin Farklı Yüzleri Üzerine

Aydınlanma süreci ve modernite ile birlikte Batılı biçimde düşünmenin ve akletmenin evrenselliği neredeyse tüm toplumların ve insanların bugününü, geçmişini ve yarınını anlamanın ve anlamlandırmanın ilkesi haline getirilir. Akıl, vahiy ve gelenekten bağımsızlaşırken araçsal bir bağlamda öznenin sekülerleşmesinin zemini olur. Hatta Tanrı’nın yerini alan bir otorite konumuna bile yükselir.  Şüphesiz bu durum, tarihin bir döneminde birdenbire […]

Rasyonelite ve Mâkûliyet Arasında İktisâdî Aklın Sınırları

Gündelik dilde “rasyonel” sözcüğü; akıllı, ölçülü veya gerçekçi davranan kişiyi anlatır. İktisat teorisinde ise rasyonellik, daha dar ve biçimsel bir anlam taşır. Lionel Robbins’in meşhur tanımına göre iktisat, alternatif kullanımları olan kıt kaynaklarla amaçlar arasındaki ilişkiyi kuran insan davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Bu tanıma göre iktisâdî sorun, amaçların kıt kaynaklar karşısında sıralanmasını ve bazı amaçlardan […]

“Aklın Bizde de Me’ânî–i Muhtelefesi Vardır”

I. Sonradan bir felsefe terimleri sözlüğü de hazırlayacak olan Bedia Akarsu, 1940’lı yıllarda İstanbul Üniversitesinde felsefe tahsil ederken Hilmi Ziya ve Mustafa Şekip gibi hocalarının “çok eski bir dil” kullandıkları için “liseden öz Türkçe akımı içinde” yetişen kendilerinin onları anlamakta güçlük çektiklerinden yakınır. Örnek olarak sürekli “ene” kelimesini kullanan Şekip Tunç’un bu kelimeyle neyi kastettiğini […]

Bağlam ve Yapay Zekâ: Mâkûliyet Zemininde Bir Sınır Denemesi

Mâkûliyetin kendisini göstermesini beklediğimiz zemin, öznel deneyimdir. Basitçe ifade etmek gerekirse, düşünce tarihinin tüm sorunlarında yankı uyandıracak şekilde şu nokta ifade edilebilir: Öznel deneyim (subjective experience) açıklanabilir ve bu deneyimin başarılı bir şekilde açıklanması etik açıdan önemlidir çünkü bu, bizi toplum içinde sorumluluk alan, etkileşim kuran ve tek başına ayakta duran özü gür bireyler kılar. […]

İnsânî Eylemi Anlamak: Psikolojide Epistemik Mâkûliyetin Sınırları

İnsânî bir eylemin ortaya çıkması, herhangi bir icbar veya patolojik durumun olmadığı bir sahnede birbiriyle irtibatlı farklı gerçeklik katmanlarının varlığı ile mümkün hale gelir: Bunlar, biyolojik, fiziksel, kimyasal bileşenlerin oluşturduğu maddî zemin; kültürel unsurların yer aldığı semantik zemin ve ilk iki katmanın imkânlarıyla birlikte kendisine bir özdeşlik hali içinde ben diyen öznenin bu özdeşlik ve […]

Akıl Kavrayışının Tarihselliği İçinde Araçsal Akıl

Gerek bireylerin gerekse belirli bir yaşantı birlikteliği içindeki toplulukların, dünyayı algılama biçimleri ile onların akla yükledikleri anlam arasında bir ilgi olduğunu varsayabiliriz. Buna göre, insanın doğa ve kendi hakkındaki tasavvuru değiştikçe yalnızca bilimsel açıklamalar değil, insanın kendi konumunu ve eylemlerini gerekçelendirme biçimleri de dönüşecektir. Hipotezimizi bu şekilde kurarak aklı, bireysel düşünme yetisinin konusu olmasının yanı […]