Filozoflar şöyle demiştir: Aklın yani nâtık nefsin taakkulünün mertebeleri dörttür. Birincisi, heyûlânî akıldır. Bu akıl, mâkullerin idrâkine yönelik salt istidâttan ibarettir ve fiilden yoksun salt güçtür. Buna örnek, çocukların aklıdır. Çünkü çocuklar çocukluk çağında ve yaratılışın başlangıcında salt bir istidâda sahiptir ve bu istidâdın beraberinde hiçbir idrâk yoktur. Bu istidât, diğer canlılarda yoktur. Bu akıl, heyûlâya nispet edilmiştir zira nefis bu mertebede kendinde hiçbir sûrete sahip olmayan ilk heyûlâya benzer.
İkincisi, bilmeleke akıldır. Bu, zorunluların bilgisidir ve nefsin bu bilgiler sayesinde nazarî bilgileri kazanmaya istidâtlı olmasıdır. Bu yani zorunluların bilgisi, yaratılışın başlangıcından sonra meydana gelir. Dolayısıyla zorunlu olarak sonradan meydana gelen bir şartı vardır. Bunun nedeni, söz konusu aklın belirli bir zamanda meydana gelmesindeki müreccihsiz tercih sorununun giderilmesidir. Sonradan meydana gelen bu şart ise tikelleri duyumsamak ve onlar arasındaki ortaklık ve farklılıkların farkına varmaktır. Buna göre nefis, çok sayıda tikeli duyumsadığı, bu tikeller onun cisimsel aletlerinde resmolduğu ve onların birbirine nispetini düşündüğünde ilkeden kendisine tümel sûretler ve o tikeller arasındaki tasdîkî hükümler feyiz olmasına istidâtlı hale gelir. İşte bunlar, zorunlu bilgilerdir. Biz bununla yani zorunluları bilmekle tüm zorunluları bilmeyi kastetmiyoruz. Çünkü zorunlular, bazen duyu ve vicdan gibi tasavvur şartının bulunmaması nedeniyle olmayabilir. Buna örnek anadan doğma kör ile cima gücünden yoksun iktidarsızdır. Bu ikisi, rengin tikellerini görmekle idrâk edilen mahiyetini ve cima hazzının tikellerini insanın kendi içinde bulmasıyla/vicdanla idrâk edilen mahiyetini tasavvur edemez. Yahut zorunlular tasdikin şartının bulunmaması nedeniyle olmayabilir. Buna örnek duyusal önermeler ile vicdânî önermelerde duyu ve vicdandan birisi ve bedîhî önermelerde iki tarafın tasavvuru ve nispettir. Çünkü bir duyudan yoksun kimse o duyuya dayalı önermelerden yoksun olur. Vicdandan yoksun kimse de kesinlikle vicdânî önermelerden yoksun olur. İki tarafın tasavvuru ve nispet ise bedîhîlerde yani evvelî önermelerde şarttır. Evvelî önermeler, zorunluların en güçlüsü ve en az şarta haiz olanıdır. Bu şart yitirildiğinde başka birtakım şartlara da dayalı olan diğer zorunlular bir tarafa bedîhî önermeler de yiter.