Fıkhî akıl yürütme biçimlerini izleyeceğimiz birçok kanal mevcuttur. Bunların en önemlisi, fıkhî akıl yürütmeyi bir bilimsel düşünmeye dönüştüren fıkıh usûlü ilmi kanalı gelir. Fıkıh usûlü disiplini, akıl–vahiy ilişkisine ve vahyin
Hukukta Devletin Tekeli Mecelle’nin yürürlüğe girmesini İslam hukuk/fıkıh tarihinde bir dönüm noktası olarak almak gerekir. Zîra bu tarihten itibaren İslam tarihinde bilinen şekliyle fıkıhtan söz etmek artık mümkün olmayacaktır. Bu
Usûlü’l–fıkıh ya da Türkçede daha çok bilinen formuyla fıkıh usûlü, İslâmî bilginin son vahiyle yani Kur’ân–Sünnetle irtibatını teorik ve metodolojik açıdan ele alan bir ilimdir. İslam ilim tasnifinde bu ilmin
İslâm hukuk ve ahlâk teorisinde yükümlülüğün kaynağını ve tanımlanmasını izleyebileceğimiz kanallardan biri belki de en önemlisi fıkıh usûlü ilmidir. Fıkıh kurallar ilmi olup kurala şer‘î hüküm denir. Fıkıh usûlü esasen
İslâm hukuk ve ahlâk teorisinde yükümlülüğün kaynağını ve tanımlanmasını izleyebileceğimiz kanallardan biri belki de en önemlisi fıkıh usûlü ilmidir. Fıkıh kurallar ilmi olup kurala şer‘î hüküm denir. Fıkıh usûlü esasen
MÜŞÂHEDE (المشاهدة) Dış ya da iç duyulardan biri ile idrak etmektir. Müşâhedât, mahsûsâttır [yani dış
Seyretsen de yâri gerçek göremen Tutuşup aşkına kül olmayınca İstesen de yâre doğru varama’n Gönülden
Mistik kelimesini gündelik hayatımızda oldukça farklı anlamlara gelecek şekilde kullanırız. Kelimeyi, bir insandan hikâyeye, bir
İnsanoğlunun düşünsel serüveni, bir anlamda «her şeyin altındaki o değişmez olan”ı bulma çabasıdır. Bir elmaya,
Nazariyat ile müşâhede arasındaki ilişki, kimi zaman iki bilgi türünü birbirinden ayırt etmek için kimi
Aklı başında her insan tefekkürün gerekli olduğu konusunda bir ölçüde ittifak eder. Bu ittifakın gerekçesi
Copyright © 2025 Teklif Dergisi | Tüm hakları saklıdır.