Giriş: Logos–Merkezci Düşünme Pratiği ve Hümanistik Metafiziğin İnşâsı Batı düşünce geleneğine ait düşünme pratiğinin en temel karakterinin, çağdaş felsefelerce logos–merkezcilik olarak adlandırılan ve akıl, söz veya yasayı tüm değer ve
Tüm düşünce tarihi boyunca düşünür, filozof, teolog veya din âlimlerinin, düşüncelerini büyük ölçüde hakikat, değer ve anlam meseleleri üzerine teksif ettikleri söylenebilir. Hiç kuşku yok ki bu noktada zuhûra gelen
Batı düşüncesi tarihinin, düşünce konusu kılınan her şeyi “bu nedir?” sorusu ekseninde beşerî epistemik pratiklere referansla özsel bir belirleme veya inşâ sürecine tâbi tutan bir muhakeme mantığı içerisinde olageldiği söylenebilir.
Modern ve çağdaş zamanlarda Müslümanların karşı karşıya kaldıkları sorunların, büyük ölçüde epistemolojik kaygılar doğrultusunda teşekkül etmiş olan bir dil üzerinden ifade edildiği ve buna bağlı olarak da epistemolojik araçlarla çözülmeye
Bilindiği üzere izâfiyetçilik, lehine, aleyhine ya da uzlaştırıcı bir söylem pratiği ekseninde ortaya konulan argümanlar dolayımıyla, düşünce tarihi boyunca çeşitli düşünür, filozof ve teolog tarafından düşüncenin konusu kılınmış olmakla birlikte,
Batı metafizik geleneğini Varlığın anlamının unutulmasının tarihi olarak gören Heidegger, söz konusu unutmanın, özü itibarıyla hümanistik mahiyetteki bir düşünme pratiğine bağlı olarak Varlık ile var olanlar arasındaki ontolojik bağlantı veya
Bilindiği üzere fenomenoloji, “şeylerin kendilerine” düsturundan hareketle bilmek için kendilerine yönelinen şeylerin kendileri ile bilinçteki tezahürleri arasında bir ayrım yapmak suretiyle, tıpkı kadim felsefeden beri yapılagelen görünüş–gerçeklik ayrımına benzer bir
Adalet kavramının, tüm düşünce tarihi boyunca bilge, filozof ve düşünürlerin olduğu kadar, belki de daha da fazlası, yasa koyucu, yönetici ve hukukçuların zihinlerini en çok meşgul etmiş kavramların başında geldiği
Felsefenin ne olduğu kaygısıyla modern zamanlarda kaleme alınmış herhangi bir felsefe metnine kabaca bir göz atıldığında görülecek ilk şey, felsefenin Antik Yunan’da salt teorik kaygılarla teorik gerçekleştirilen entelektüel bir faaliyet
Deleuze ve Guattari’nin, Anti–Oedipus: Kapitalizm ve Şizofreni adlı çalışmalarının, gerek geleneksel, teorik ve pratik felsefelerden bir kopuşa veya özgürleşmeye işaret etmesi gerekse çağdaş dünyanın kapitalist yaşam pratiklerinin radikal bir eleştirisini
Bilimlerde akıl, bilgi nesnesiyle iki şekilde ilişkili olabilir: » Bu nesneyi ve kavramını yalnızca belirlemek
Mâkûl, idrâk edilen demektir. Birinci derecede akledilenler, ister var ister yok olsunlar ister basit bileşik
Filozoflar şöyle demiştir: Aklın yani nâtık nefsin taakkulünün mertebeleri dörttür. Birincisi, heyûlânî akıldır. Bu akıl,
Şunu bil ki işlerin hakikati akılla bilinir; iyilik ve kötülüklerin ayrımı ancak akılla yapılır. Akıl
Aydınlanma süreci ve modernite ile birlikte Batılı biçimde düşünmenin ve akletmenin evrenselliği neredeyse tüm toplumların
Gündelik dilde “rasyonel” sözcüğü; akıllı, ölçülü veya gerçekçi davranan kişiyi anlatır. İktisat teorisinde ise rasyonellik,
Copyright © 2026 Teklif Dergisi | Tüm hakları saklıdır.