Ma‘nâ-yı ma‘rûfuna gelince: Din, zevi’l-‘ukūlü hüsn-i ihtiyarlarıyla bi’z-zât hayırlara sevk eden bir vaz‘-ı ilâhîdir.1 Burada biraz tevakkuf edelim. Bu evvelâ dîn-i hakkın bir târifidir. Çünkü bi’z-zât hayra sevk-i hakīkī ancak
Allah Ma‘bûd–ı Hakk’ın ism–i hâssıdır. Daha doğrusu ism–i zâttır ve ism–i ‘alemdir. Yani Kur’an bize bu Zât–ı ecell u a‘lâyı, sıfât–ı kemâliyesi ve esmâ–i hüsnâsıyla tanıtacak, bizim ve bütün âlemînin
O müttakīler ki gayb-i Hakk’a iman ederler, yahut gıyâben dahi iman ederler. Ta‘bîr-i âharla onlar gözle değil kalb ile iman ederler. Onlar reyb-i küllîden âzâde oldukları gibi iman etmek için
و كذالك جعلناكم أمة وسطا لتكونوا شهداء على الناس و يكون الرسول عليكم شهيدا Bakara Suresi (2): 143 Meâl-i şerîfi: “Ve ey ümmet-i Muhammed! İşte böyle bir sırat-ı müstakime hidayet
Sûfiler, kırk gün çilehâneye girmekle diğer zamanlarda peşine düşmedikleri özel bir şeyi arıyor değillerdir. Ancak
“Rabbini talep eden herkes, sırrında Rabbiyle yalnız kalmalıdır. Çünkü Allah, insan için zâhiri ve bâtını
Tek başına kalmamak için yalnızlığa tutunuyoruz… Görüntü çağında sürekli görünmek çabası içinde yaşayan insan,
Agathe, uçtuğu var mı ruhunun ara sıra,Büyülü, mavi, derin ve ışıl ışıl yanan,Bambaşka denizlere, bambaşka
I. Bu yazıda yalnızlığa ilişkin modern tasavvurların esas itibarıyla bu tasavvuru besleyen insan anlayışının bir
Halvetin İslâm dininde ve kültüründe ne anlama geldiği, kaynakları, bu konudaki yaklaşımların neler olduğu gibi
Copyright © 2025 Teklif Dergisi | Tüm hakları saklıdır.