Aristoteles, şiirin dahi tarihe göre daha felsefî olduğunu söylerdi çünkü ilki, nispeten bir anlamda tümellerle ilgiliyken; ikincisi, tekillerin alanıydı. Bu kanaat, Akdeniz havzasındaki düşünce ekollerinde uzun süre varlığını devam ettirmiştir.
Klasik dönemde ilk felsefe olan metafiziğin imkânına dair modern dönemde duyulan şüpheden sonra felsefî etkinlik, bütünlüğünü yitirmiş ve bir meşruiyet krizine girmiştir. Bunun bir neticesi olarak da felsefî etkinlik, felsefe
MÜŞÂHEDE (المشاهدة) Dış ya da iç duyulardan biri ile idrak etmektir. Müşâhedât, mahsûsâttır [yani dış
Seyretsen de yâri gerçek göremen Tutuşup aşkına kül olmayınca İstesen de yâre doğru varama’n Gönülden
Mistik kelimesini gündelik hayatımızda oldukça farklı anlamlara gelecek şekilde kullanırız. Kelimeyi, bir insandan hikâyeye, bir
İnsanoğlunun düşünsel serüveni, bir anlamda «her şeyin altındaki o değişmez olan”ı bulma çabasıdır. Bir elmaya,
Nazariyat ile müşâhede arasındaki ilişki, kimi zaman iki bilgi türünü birbirinden ayırt etmek için kimi
Aklı başında her insan tefekkürün gerekli olduğu konusunda bir ölçüde ittifak eder. Bu ittifakın gerekçesi
Copyright © 2025 Teklif Dergisi | Tüm hakları saklıdır.