Görüntüde Özgürlük

Dursun Çiçek

Dursun Çiçek



Fotoğraf makineleri, gerçekliği, ileri bir sanayi toplumunun işleyişi açısından temel öneme sahip iki şekilde tanımlarlar: (kitleler için) bir seyirlik malzemesi olarak, (egemenler için) bir denetim aracı olarak. Görüntü üretimi, ayrıca bir egemen ideoloji sağlar. Toplumsal değişimin yerini görüntülerdeki değişim alır. Görüntülerle malları çoğul biçimde tüketme özgürlüğü özgürlüğün kendisiyle eşitlenir. Özgürce siyasal seçimin serbestçe ekonomik tüketimle sınırlı şekilde daraltılması, görüntülerin sınırsız biçimde üretilip tüketilmesini gerektirir. 

Susan Sontag, Fotoğraf Nedir, s. 212–213.

 

Issızdı ama daha çok sessizdi kızgın çöl… Toprak kızgın, gök kubbe kızgın, insan kızgın, bakışlar kızgın ve gönüller kırgındı… 20. asrın ortasında çadırlardan oluşmuş koca bir “şehirdi” gördüğüm. Çadırlar ve aralarında dolaşan gözler, üzerlerine düşen gölgeler kızgındı… Liberalizmin en idealinin tartışıldığı bir çağda üç metrelik çadırlara sığınmış “bireyler”, çadırlara düşen gölgelerden farksızdı. Fotoğraf çekmek istiyordum ama bu gerçekliği, bu görüneni, bu gördüğümü görüntüleştirmekten de utanıyordum. Çünkü görüntüleşen her şeyin buharlaştığı, kaybolduğu, anlamını yitirdiği bir çağda yaşıyordum. İnsanlığın içinde yaşadığı görüntü pandemisi özellikle son yıllarda şiddetini gittikçe artırıyordu. Herkes ve her şey görüntü olmak için çırpınıyordu. Savaş bir görüntüydü artık, acı bir görüntü, açlık bir görüntüydü. Ölümlerin bir bilgisayar oyunundan farkı yoktu. İnsanlar sadece sayıdan ibaretti. En kötüsü, insan, görüntüydü. En az iki yüz yıldır bize nasıl düşünmemiz gerektiğini öğretenler, nasıl bakmamız ve neyi görmemiz gerektiğini de öğretiyorlardı. Görüntü bize güzel ve gerçek görünmüştü. Göründükçe özgür olduğumuzu sanıyor, görünmek için çabalıyorduk. Çünkü sadece görünen vardı; böyle inandırılmıştık.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun