Mâkûl, idrâk edilen demektir. Birinci derecede akledilenler, ister var ister yok olsunlar ister basit bileşik olsunlar ister dışta mutabık olacakları bir şey bulunduğu takdirde ancak başkasına ilişerek var olsunlar –tahakkuk ettikleri kabul edildiğinde izafetler gibi– birinci mâkûl olarak adlandırılırlar. Birinci derecede akledilir olmayıp yalnızca başka bir akledilire ârız olmak yoluyla düşünülen ve dışta mutabık olacağı bir nesnesi de bulunmayanlar ise ikinci mâkûl (el–mâkûlu’s–sânî) denir.
İkinci akledilirlerin, zihnî varlığa has arazlar olduğu da iddia edilmiştir. Nitekim arazlar üç kısımdır: (i) Hareket ve durağanlık gibi hususen dış varlığın katkı yaptığı arazlar. Bir şey zihindeyken bunlarla nitelenmez. (ii) Tümellik ve tikellik gibi hususen zihnî varlığın katkı yaptığı arazlar. Bir şey dış dünyadayken bunlarla nitelenmez. İkinci akledilirler, denilen şeyler bunlardır. (iii) İki varlıktan birinin hususen katkısının bulunmadığı arazlar. Bunlara “mahiyetin lazımları” da denir. İkinci akledilirlerin ikinci anlamının aksine ilk anlamı zorunluluk ve varlık gibi anlamları da kapsar.