Nebe’ (Haber) ve nebve (yükseklik, yücelik) terimlerinden türetildiği düşünülen nübüvvet ve nebî kavramları için yaygın olarak Türkçede Farsça kökenli peygamberlik ve peygamber terimi kullanılır. Allah’tan vahiy yoluyla aldığı bilgileri tebliğ ve tebyin etmekle görevlendirilen elçiyi ifade etmek için Kur’ân–ı Kerîm’de nebî terimi yanında resûl (elçi) ve mürsel (gönderilen) terimleri de kullanılır. Bu terimlerin birbiriyle irtibatı konusunda çeşitli tartışmalar olmakla birlikte Allah tarafından seçilip gönderilen (mürsel) peygamberin Haber veren, getiren anlamında nebî, Allah’ın elçisi olması anlamında da resul olduğu kabul edilir.1
Çeşitli karakteristik özelliklerinden hareketle dinlerin tipolojik incelenmesi bağlamında bazı din bilimcileri dinleri peygamberlik ve vahye yer veren dinler ve bunlara yer vermeyen dinler şekilde bir kategorizasyona tâbi tutarlar. Buna göre başta İslam olmak üzere Yahudilik, Zerdüştîlik ve Maniheizm gibi dinler, tanrısal âlemden aldıkları bilgileri insanlara iletmekle görevli olan peygamberliğe ve vahye yer veren dinler kategorisindedir. Genelde bu dinlerde peygamber olarak değerlendirilen bir kurucu figüre yer verilir. Şintoizm, Taoculuk, Budizm ve Ruizm (Konfüçyanizm) gibi dinler ise peygamberliğe yer vermeyen dinler arasındadır. Bu tarz dinî geleneklerde ise dinin kurucu figürü ya da atalar kültü bağlamında bazı şahsiyetler Tanrı ya da metafizik âlem tarafından görevlendirilen bir peygamber olmaktan öte bir öğretmen, bir filozof olarak karşımıza çıkar; Şintoizm’deki imparator kültünde olduğu gibi bazı geleneklerde bu şahsiyetlerin Tanrısallaştırılmış bir figüre dönüştürüldüğü görülür.