Sorular, Sorunlar ve Kaderimiz

İbrahim Halil Üçer

İbrahim Halil Üçer



Düşüncelerimiz gibi sorularımız, dolayısıyla sorunlarımız da katmanlı bir yapı arz eder. Sorularımızdan bazıları doğrudan arz üzerindeki bulunuşumuza yönelir. Bunlar en aslî sorulardır ve buradaki varlığımızı anlamlandırmayı amaçlar; nereden geldiğimiz, nerede olduğumuz, bizden ne beklendiği ve nereye doğru gittiğimiz gibi varoluşsal kaygıları dile getirirler. Böyle sorularla ilgili olarak insan türü ortaktır. Sahip olduğu katlanmış bilinç yapısı nedeniyle insan, kendisi de dâhil olmak üzere her şeyle arasına mesafe koyarak soru konusu haline getirebilir. Ontolojik seviyede aynı bilinç yapısına sahip olduğumuz ve müşterek tecrübe ettiğimiz aynı gerçeklik evrenine doğduğumuz için gerçeklikle ilgili sorular hususunda ortaklaşırız. En aslî sorulara tekabül eden varlık sorularında farklı zamanlar, coğrafyalar ve kültürlerdeki insanlar müşterektir. Hepimizin müşterek olduğu başka sorular da vardır. En aslî sorular doğrudan varlığa yönelir ve onun kaynağını, yapısını, amacını sorgularken onları takip eden sorular aynı sorgulama tarzını varlığın farklı alanlarına aşır. Örnek olarak “Nereden geldim?” ve “Neredeyim” sorularını alalım. “Nereden geldim?” sorusu sorgulama teolojisi açısından kaynak ve temellendirme sorusu iken “Neredeyim?” sorusu şartlar, ortam ve bağlamla ilgili bir sorudur. Bu iki soruyu, misalen, ahlâk alanına taşıdığımızda “Nereden geldim?” sorusu “Ahlâkın kaynağı nedir?”, “İyi ve kötü yargılarının epistemik dayanağı nedir?”, “Ahlâkî yükümlülükler hangi ilkeye dayalı bir şekilde temellendirilebilir?”, “Ahlâkî otorite ve referans nedir?” gibi sorulara; “Neredeyim?” sorusu ise “İçinde eylemlerde bulunduğum yer neresidir?”, “Ahlâkî eylemin anlam kazandığı ‘yer’ neresidir? Bu yer nasıl bir düzene sahiptir?”, “Ahlâkî idrâk ve eylem hangi koşullarda ortaya çıkar?” gibi sorulara tercüme edilir.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun