Metafizikte Konu–Mesele Farkına Problematolojik Bir Yaklaşım

Selami Varlık

Selami Varlık



Bilindiği üzere, metafizik gelenekte konu ile mesele arasındaki ayrım, önemli bir role sahiptir. Konu, bir bilimin kendine özgü nesnesini, yani genel ve önsel olarak hakkında konuştuğu şeyi ifade eder. Mesele ise bu konu hakkında ortaya konulan, kanıt, tartışma ya da açıklama gerektiren problemli sorulara karşılık gelir. Başka bir deyişle, konu, ortak bir anlaşılırlık alanı olarak zaten kabul edilmiş olanı ifade ederken mesele bu alanın araştırıldığı, yapılandırıldığı ve sınandığı söylemsel eklemlenmelerdir. Böylece, İbn Sînâ’ya göre de bir bilim; konusu, ilkeleri ve meseleleriyle tanımlanır. Önceki bir bilim veya filozof tarafından çözümlenmiş bir mesele, sonraki bilimin inceleme konusu hâline gelir. Mesele, bir hükmün kesinlik kazanmadığı ve bu nedenle kanıta ihtiyaç duyduğu durumu ifade eder. Bir problem, bir alternatif ya da bir ikilem teşkil eder; bilgi ise bu ikilemin çözümünü gerektirir.1 Filozof, birbirine zıt iki çözümün mümkün göründüğü bu sorunu aklî delillerle çözmeye çalışır. Oysa Tanrı, metafiziğin konusu olamaz; zira her bilimin konusu, varlığı o bilim tarafından zaten kabul edilmiş olandır. Bu bilim, yalnızca herkes için apaçık olanın hâllerini aydınlatır. Oysa bu düzeyde apaçıklık, Tanrı’ya değil yalnızca varlığa aittir. Böylece konu, bir mesele teşkil etmemelidir; ister kendinde apaçık olduğu için ister eski filozoflar tarafından çözüldüğü için. Zira felsefe nesilden nesile ilerleyen bir yapıya sahiptir.

İlk bölümümüzde, İslam felsefesinde felsefî düşüncenin kümülatif ve ortaklaşa bir süreç olarak nasıl kavrandığı ele alınacak; özellikle Kindî’de nedensellik fikri üzerinden aklî süreklilik, tercüme faaliyeti ve bunun epistemolojik olduğu kadar etik boyutları incelenecektir. İkinci bölümde, bu süreklilik anlayışının felsefe tarihinde neden kesintiler, kopuşlar ve yeniden yönelimlerle birlikte düşünülmesi gerektiği gösterilecek; Gadamer’in hermeneutik yaklaşımı ve Michel Meyer’in problematoloji kavramı çerçevesinde, felsefî metinlerin soru–cevap yapısı analiz edilecektir. Üçüncü bölümde ise, bu problematolojik arka plan ışığında İbn Sînâ’da sorun ile çözüm arasındaki ilişki ele alınacak; özellikle Tanrı’nın varlığının ispatı örneği üzerinden, felsefî düşüncede kavramsal yeniliğin sorunların yeniden formüle edilmesiyle nasıl ortaya çıktığı gösterilecektir.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun