Paylaşılmayanı Yaşayamamak: Dijital Çağda Görünmezin Kaybı

Selami Varlık

Selami Varlık



Dijital çağda görünürlük alanının daha önce hiç olmadığı kadar genişlediğine tanık oluyoruz. Bir zamanlar mahremiyet ve gizlilik alanında kalan şeyler, artık açığa çıkarılabilir, paylaşılabilir ve anında erişilebilir hâle geliyor. Ne var ki sorun yalnızca görünmez olanın giderek ortadan kalkmasından ibaret değildir. Aynı zamanda bu kayboluşu sorgulamamızı sağlayacak kategorileri ve tutunma noktalarını da yavaş yavaş yitiriyoruz. Sorun bu nedenle iki katmanlıdır: Yalnızca gerçekliği görsel tezâhürlerine indirgeme tehlikesiyle değil, bu indirgemeyi sorgulamamızı mümkün kılan imkânların da giderek ortadan kalkmasıyla karşı karşıyayız. Böylece kayboluşu sorgulama araçları da bir şekilde kaybolmaktadır. Zîra görünürlük giderek bir norm hâline geldiğinde, yalnızca şeyler geri çekilme imkânını yitirmez; bu kaybı fark etmemizi ve sorgulamamızı sağlayacak araçlar da zayıflamaya başlar. Yazımızın konusu bu çift kaybı incelemek olacaktır.

Birinci bölümde, sosyal medyanın nasıl bir görünürlük dayatması oluşturduğunu ele alacağız. Bu düzende bir deneyim, ancak kaydedilip paylaşıldığı ölçüde gerçekten varlık kazanır; üstelik bu mantık en mahrem dinî pratiklere kadar uzanır. Burada mesele etik olmaktan ziyade ontolojik bir boyut kazanır; zîra bir tecrübe sadece paylaşıldığı takdirde varlık kazanır. Varlığın tezâhürlerine indirgenemezliğini savunan Heidegger’in teknoloji eleştirisi, bu dönüşümü varlığın gizliliğini ve erişilemezliğini yitirmesi olarak anlamamızı sağlar. Bu yaklaşımın arka planını incelemek üzere, ikinci bölümde tarihselciliğin ve Gadamerci hermeneutiğin, varlığı görsel ve tarihsel tezâhürlerinin ötesinde düşünmeyi nasıl imkânsız hâle getirdiğini ele alacağız. Bir yanda Dilthey’dan etkilenen Doğan Özlem, varlığı tarihsel kavranışlarından hareketle anlamlandırma eğiliminde olup tarihselciliği her türlü hakikatin koşulu olarak kurar. Öte yanda Gadamer, metafizik dili ve varlık deneyimini yeniden değerli kılmaya çalışırken, nihayetinde modeli onun kopyalarının ontolojik bolluğu içinde eritme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Son olarak göreceğimiz gibi hem estetik hem de tarihsel süreçte tezâhürleri dışsal bir ölçütle değerlendirme imkânı ortadan kalktığında asıl tehlike dijital çağda yalnızca görünmezliğin kaybolması değil, bu kayboluşu sorgulama yetisinin de kaybolmasıdır. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun





Yazar