“İnsan olmak demek, insan olmamak tehlikesine açık olmak demektir” demişti Gasset, İnsan ve Herkes kitabında.1 Gasset için bu tespit, insanın, kendi insanlığı da dâhil olmak üzere her şeyi tercih konusu haline getirebilen varoluşsal açıklığını ifade ediyordu. İnsânî özgür irade için sadece şunu ya da bunu yapıp yapmamak değil, yaşayıp yaşamamak, hatta insan olup olmamak da bir tercih konusudur. Ebû Hayyân et–Tevhîdî’nin deyimiyle “insan, ‘insan’ı sorunsallaştırabilen varlıktır”.2 Bu nedenle Ebu Hayyân, filozof Ebû Süleymân es–Sicistânî ile kırda yaptıkları bir felsefe dersinde, arkadaşlarından birinin etrafta otlayan ineklere bakarak “Keşke bir inek olsaydım!” dediğini aktarır ve felsefe meclisinde insanın nasıl insanlıktan çıkmayı ve inek olmayı isteyebileceğini tartıştıklarını söyler.3 Bu da gösteriyor ki insan kendi insânî varoluşunu bile tercih konusu haline getirebilecek şekilde, Gazzâlî’nin deyimiyle “özgürlüğe mecbur” bir varlıktır:4 Özgürce seçebilir ama özgürlüğü seçemez. Çünkü insan ile onun seçme fiilinin yöneleceği şeyler arasında zorunlu bir bağ yoktur. Bunun yerine bir boşluk, açıklık veya mesafe vardır. İnsanın bağ–ım–sız–lığı da tam olarak bu anlama gelir. “Yönelmesel mesafe” olarak adlandırılabilecek bu boşluk, özgür irade ile yöneldiği nesneler arasında bulunan ve onun zorunlu bir şekilde bu nesnelere bağlanmak yerine alternatifler arasında tercihte bulunmasını sağlayacak şekilde düşünüp taşınmasına imkân tanıyan açıklığı ifade eder. Bu mesafeyi kapatarak tercih veya arzu nesneleri ile aramızda bir bağ kuran ve bizi belli bir fiile veya nesneye bağlayan, onunla aramızda taalluk meydana getiren şey irademizdir. Bununla birlikte insânî iradenin hayata, ölüme, arzu nesnelerine, kendisine, diğer insanlara yönelip yönelmeyeceği, yönelecekse bunun hangi yollardan gerçekleşmesi gerektiği sorusu, insanın doğuştan getirdiği cevaplara sahip değildir.