Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd gibi İslam dönemi filozoflarının bilhassa nübüvveti temellendirme bağlamında dile getirdikleri üzere insanlar hayatlarını idame ettirmek için bir arada yaşamak zorundadır. Bir arada yaşayan insanlar ortaklık ve mübadele yaparlar. Ortaklık ve mübadele ise düzenleyici ve dağıtıcı adaleti sağlayacak kanunlara ihtiyaç duyar. Kanunlar, hem bir şahıs ve topluluğun diğerinin sahip olduklarına göz dikmesini ve bir başkasının emeğini haksız yere ele geçirmesini engelleme hem de böyle bir maksat olmasa bile ortaya çıkan anlaşmazlıkları giderme işlevi görür. Dolayısıyla herhangi bir insan topluluğunda düzen, (i) ihtiyaçlarını karşılamak için (ii) bir araya gelen insanların (iii) kanunlar doğrultusunda (iv) iş birliği ve (v) mübadelelerini gerçekleştirebilecek durumda olmasını ifade eder. Daha dakik bir ifadeyle düzen, sözü edilen beş unsurun her biriyle kâim olan ama onlardan herhangi birine indirgenemeyen içtimâî bir heyettir.
İhtiyaç, içtimâ, mübadele ve kanundan her biri toplumun varlığını sürdürebilmesi için zorunludur ve tüm dönemlerde de görülür. Başka bir ifadeyle köy seviyesinden kasabaya, kasabadan şehre, şehirden devlete, devletten devletlerarası seviyeye kadar uzanan muhtelif ölçeklerde insânî içtimâ tahakkuk eder. Düzenin karakteri hem tahakkukun ölçeğine hem de ihtiyaç, içtimâ, ortaklık, mübadele ve kanunun karakterine bağlı olarak değiştiği gibi bunlardan her birinin hangi yönde sevk ve idare edileceğine göre de değişir. Bu bağlamda bir düzen, genel olarak içinde yaşayan fertlerin yahut mensuplarının menfaat ve mazarratını esas alan bir sevk ve idareden ihtiyaç, içtimâ, ortaklık, mübadele ve kanunlardan her birini, bir kısmını veya tamamını bir şahsın veya grubun menfaat ve mazarratını esas alan sevk ve idarelere kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılır.
İş bu yelpaze, siyâsî ve içtimâî düzenin sadece kendi bütünlüğü içinde değil, eş zamanlı olarak tahakkuk etmiş düzenler arası ilişki için de geçerlidir. Bir düzenin kendi bütünlüğü içinde kanunlara riayet etmesi ile başka düzenlerle ilişkisi içinde riayet etmesi olgusal olarak ne zorunludur ne de aynı düzeyde olmak durumundadır. Kendi bütünlüğü içinde mensuplarının maslahatını esas alan bir içtimâî düzen, başka bir düzenle ilişkisinde kanunsuz olabileceği gibi kanunları tamamen, büyük oranda veya gücü yettiği ölçüde kendi lehine vazedip ilişkiyi sevk ve idareyi tercih edebilir. Bu bağlamda bir düzene kendisi için ilişen haller ile başkası nedeniyle ilişen haller farklılaşır. Bunun temel nedeni, insânî tercihlerin daima değerler doğrultusunda yapılmasıdır.