“Aklın Bizde de Me’ânî–i Muhtelefesi Vardır”

Ahmet Demirhan

Ahmet Demirhan



I.

Sonradan bir felsefe terimleri sözlüğü de hazırlayacak olan Bedia Akarsu, 1940’lı yıllarda İstanbul Üniversitesinde felsefe tahsil ederken Hilmi Ziya ve Mustafa Şekip gibi hocalarının “çok eski bir dil” kullandıkları için “liseden öz Türkçe akımı içinde” yetişen kendilerinin onları anlamakta güçlük çektiklerinden yakınır. Örnek olarak sürekli “ene” kelimesini kullanan Şekip Tunç’un bu kelimeyle neyi kastettiğini bir türlü anlayamamıştır. Bir gün dayanamaz ve hocaya “efendim, bu nedir?” diye sorar. Şekip Tunç anlatır ancak yine anlamaz. Bunun üzerine Tunç “ene”nin “moi”ye karşılık geldiğini belirtir. Bundan sonrası daha da ilginçtir ve sanki birisi Arapça, diğeri Türkçe ve sonuncusu da Fransızca kökenli “ene”, “ben” ve “moi” arasında bir tercüme karmaşası yaşanır. Akarsu, Fransızca “moi” üzerinden “ene”nin Türkçedeki “ben”e tekabül ettiğini düşünür. Ancak Tunç “ben”in “je” olduğu söyler. Öyleyse “ene” “ben”den başka bir şeyse nedir?

1982’de bu konuşmayı felsefî terimlerin Türkçe karşılıkları konusundaki bir söyleşide tekrar gündeme getiren Akarsu, “çok ilginç ... ‘je’ tamamen gramatikal bir şey... Şekip Tunç gibi bir hoca bile ‘ene’de bir şey vehmediyordu ve o yüzden de anlatamıyordu bize” der.1 Tunç’un “ene”yi derslerde veya Akarsu’nun sorusu üzerine mesele Fransızcadaki karşılığına gelene kadar ders arasında nasıl anlattığı ayrıca araştırılmaya değer; lakin sorunun menşei eskidir. Felsefî terimleri “öz Türkçe” karşılıklarıyla düşünen; arka planı Türk Dil Kurumunun öncülüğünde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden Macit Gökberk’in nezaretinde 1950–53 yılları arasında haftada bir iki kez toplanarak hazırlanan “Felsefe ve Gramer Terimleri”ne yaslanan Akarsu’nun ilk baskısı 1974’te yapılmış Felsefe Terimleri Sözlüğü’nün (veya benzeri başka örneklerin) felsefî terimlere felsefî düşünceye uygun Türkçe karşılıklar bulma çabası Tanzimat sonrası ortaya çıkan bir cehdin ürünüdür. Bu cehdin arka planı anlaşılmazsa Akarsu’nun sözlüğü için yazdığı “ön söz”de “irade” karşılığı kullandığı “istenç”i, hukukçuların ellerinden aldığı için çok istediği hâlde kullanamadığı “istem” yerine önermesi; şimdilik ihtiyaten kullandığını ifade ettiği “imgelem”, “eytişim”, “özdek” gibi yeni önerilen kelimelere ise ancak ileride kullanımı yaygınlaştıkça rahatlıkla başvurabileceğini söylemesi ama Platoncu “idea” mefhumu için önerilen “düşüngü” karşılığını “fikir” için uygun bulsa da Platon’un felsefesine çok da uygun olmadığını belirtmesi, bugün ancak eğlence konusu olur.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun