Mişkâtu’n–nübüvve: Nübüvvet Nişi mi Nübüvvet Kandili mi?

Eşref Altaş

Eşref Altaş



Mişkât, kelime olarak “oyuk” demektir. Kandillerin konulduğu duvar nişini ya da lambaların yerleştirildiği özel mekâna mişkât denir. Buna göre mişkâtu’n–nübüvve lafzen “nübüvvet nurunun kendisinden yayıldığı oyuk” anlamına gelir. Ancak Türkçede daha iyi anlaşılması ve güçlü bir çağrışım uyandırması için veya başka bir anlamı ifade etmesi için bu tamlama mısbâhu’n–nübüvve anlamında nübüvvet kandili olarak karşılanıyor. Ben bu yazıda mişkâtu’n–nübüvve kavramının nübüvvet nişi anlamından nübüvvet kandili anlamına dönüşümünün ne demek olduğu üzerinde duracağım. Bir başka ifadeyle; “Nübüvvet felsefî ve dinî bilimler için ne ifade eder?” sorusunu mişkâtu’n–nübüvve kavramı etrafında inceleyeceğim.

Mişkâtu’n–nübüvve terkibi, Nûr sûresinin 35. âyetinden ilham alınarak oluşturulmuştur. Ayette şöyle buyurulur: 

“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali şudur: İçinde bir kandil bulunan bir kandillik. Kandil bir fanusun içindedir. Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. [Bu kandil] ne Doğuya ne Batıya ait olan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Onun yağı, kendisine ateş değmese bile neredeyse ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi bilendir.”

İmam Gazzâlî’nin yorumuyla nur kelimesi; görünen (zuhûr), gösteren (izhar), mazhar ve idrâk kelimeleriyle tanımlanabilir. Maddî âlemdeki nesneler, aydınlatılmış ve görünen olmaları bakımından nurdur. Güneş ve kandil ise hem görünen hem de gösteren oldukları için nurdur. Göz ve diğer duyular ise görmeye ve idrâke aracılık ettikleri için nur ismini hak eder. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun