Fıkhî Rasyonellik Biçimleri

Mürteza Bedir

Mürteza Bedir



Fıkhî akıl yürütme biçimlerini izleyeceğimiz birçok kanal mevcuttur. Bunların en önemlisi, fıkhî akıl yürütmeyi bir bilimsel düşünmeye dönüştüren fıkıh usûlü ilmi kanalı gelir. Fıkıh usûlü disiplini, akıl–vahiy ilişkisine ve vahyin bağlayıcılığına ait en temel birkaç soruyu cevaplayabilmek için belirli akıl yürütüme biçimleri geliştirmiştir. Kuşkusuz vahyin temelde bağlayıcılığı fıkıh usûlünde varsayılan bir durum olduğu için Allah’ın emir ve yasaklarının otoritesi, tartışılacak bir mevzu değildir.  Ama Allah’ın insanlara buyruklarını belirli bir dilde ve belirli bir bağlamda (7. yüzyılın ilk yarısında Hicaz Arap Kültürü bağlamı) göndermiştir. Bu nedenle Müslüman usûlcülerin öncelikle çözmesi gereken bir soru şu olmuştur: Allah’ın yerel bağlamda ifade edilen evrensel buyruğunu ve mesajını, zamansal ve mekânsal açıdan değişen bir bağlamda anlamanın mantıklı tutarlı bir bilimsel çerçevesi nasıl düşünülebilir? Bu soruya usûlcüler birçok kuram (nazariye, teori) geliştirerek cevap vermişlerdir. Bu kuramların belli başlıları şunlardır: Öncelikle İslamî normativiteyi ifade eden hüküm kuramı ve vahyin ilk anlamını tespiti amaçlayan hitab kuramı. Ardından haber kuramı, sonra hakikati temsil kuramı ve nihayet içtihat kuramları geliştirilmiştir. 

Hüküm kuramı: Ahlâk, hukuk ve benzeri değer yüklü her türlü davranış kodunun kaynağının aşkın bir ilâhî irade olduğu fikrini esas alır. İnsanın kendisinin kanun/kural kaynağı olması fikri kabul edilmez; insan kuralın muhatabı olduğu için kendisinin kuralın ilkesi olması bir çelişkidir. İnsan ayrıca hevâ ve arzularının yönlendirmesine açık bir varlık olduğu için onun aklına hitap eden aşkın bir hüküm ilkesine boyun eğmesi zorunludur. Aksi hâlde insanın hevâ ve hevesinin hükme dayanak oluşturması kaçınılmaz olur. Yani akıl, hükmün sahibi ve kaynağı değildir; hükmün sahibi ve kaynağı Allah’tır (“Hüküm ancak Allah’ındır”, En‘am Sûresi, 57). Hükmün ilâhî nitelikli olması insanın hükmün anlaşılmasında ve şekillenmesinde hiç rolü olmadığı anlamına gelmiyor. Nitekim bazı İslam âlimleri ve mezhepleri, aklın iyi–kötü doğru–yanlış nitelemelerinin hükme kaynaklık edebileceğini ama bunun vahyin kapsama alanı dışında (vahyin ulaşmadığı ya da —kabul edenlere göre— aşağıda göreceğimiz vahyin anlam katmanlarının dışında kalan alanlarda) söz konusu olacağını söylerler.  Bu tartışmayı dışarda bırakırsak İslam’da kural (hüküm) İlâhî Hitab’ın/Vahy’in anlamında vücut bulmaktadır. İlâhî Söz’ün anlamını çıkarmak bu nedenle İslam hukuk ve ahlâk felsefesinin odağını oluşturmakladır. Vahiy, Hz. Peygamber’in ilettiği bir Beyan olup bu beyanın anlaşılmasını ve dolayısıyla ilâhî hükmü (normu) ilmî bir çerçeveye oturtmak usûl alimlerinin öncelikli meselesi olmuştur. Anlamanın ilk/dilsel düzeyi ile aklî düzeyi arasında bir ayrım yapan fıkıh usûlü, Kur’ân–ı Kerîm ve Sünnet’in anlamını ilk anlam (zahir/lügat mânâ) ve ikincil/aklî anlam (mâkûl mânâ) şeklinde iki aşamada ele almaktadır.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun