Bozgunculuk Düzeni ve Soykırımın Yeni Biçimleri: Gazze’nin Aynasında Bir Medeniyetin Krizi

Ahmet Köroğlu

Ahmet Köroğlu



İnsanlığın bugün karşı karşıya bulunduğu krizi yalnızca savaşların, ekonomik eşitsizliklerin, otoriterleşmenin, iklim felaketinin ya da yükselen toplumsal çatışmaların toplamı olarak okumak giderek zorlaşmaktadır. Tüm bu hadiselerin arkasında, daha derin bir ortaklaşma varmış gibi görünmektedir: İnsan hayatının, doğanın, hafızanın, mekânın ve hatta geleceğin sınırsız biçimde araçsallaştırılabildiği bir medeniyet anlayışı. Bu yüzden içinde yaşadığımız dönemi yalnızca bir krizler çağı olarak adlandırmak yetersiz kalabilir. Belki de haddi aşmış, dur durağı olmayan durumları niteleyebilecek daha ağır bir kavrama ve tanımlamaya  ihtiyacımız vardır. Buradaki haddi aşma, yalnızca ahlâkî bir taşkınlık anlamında kullanılmıyor, belki daha yapısal bir durumdan söz edilebilir. Gücün kendisini sınırlayacak hiçbir ahlâkî, hukukî veya insânî sınır tanımaması; insanın bir amaç olmaktan çıkarılıp araç haline gelmesi; doğanın yalnızca tüketilecek bir kaynak olarak görülmesi; bazı insanların hayatlarının diğerlerinden daha değerli kabul edilmesi; tarihin güçlüler tarafından yeniden yazılması ve tüm bunların “güvenlik”, “ilerleme”, “medeniyet”, “demokrasi” veya “insan hakları” gibi yüksek ideallerin diliyle meşrulaştırılabilmesi bu durumu betimleyebilecek önemli veriler barındırmaktadır. Geçtiğimiz birkaç asır bu iddiaları haklı çıkaracak ne kadar çok örneklere şahitlik etti insanlık; savaşlar, işgaller, medeniyet taşıma idealleri vs… Ve bu hikaye kendini son olarak Gazze’de gösterdi, göstermeye de devam ediyor. Tam da bu nedenle “Gazze’ye yalnızca Gazze olarak bakmak mümkün değildir” diyebiliriz. Gazze, içinde yaşadığımız medeniyetin tüm çelişkilerini olağanüstü bir açıklıkla görünür hale getiren bir ayna işlevi görüyor, aynı zamanda medeniyet değerlerinin test edildiği bir turnusol kâğıdı işlevi de…




Makalenin devamını okumak için Abone Olun





Yazar