Türker: Bismillahirrahmanirrahim. Evet arkadaşlar, hoş geldiniz. Teklif dergisinin “Azgınlık Düzeni” başlıklı açık oturumuna başlıyoruz. “Azgınlık Düzeni” adını, şu anda içinde yaşadığımız dünyada câri olan iktisâdî, hukukî, siyâsî ve benzeri yapılanmanın kendi içinde bir düzen barındırmakla birlikte geniş anlamıyla insanın aleyhine olduğunu, zulme müncer olduğunu, zulme sebebiyet verdiğini ve bizim de hoşnut olmadığımız taraflarının bulunduğunu düşündüğümüzden dolayı koyduk. Böyle bir mülahazamız var ve şimdi bunu müzakereye açacağız. Aslında buradaki azgınlıktan tam olarak ne kastediyoruz? Azgınlık kelimesiyle düzen kelimesinin yan yana gelmesi ilk bakışta tuhaf görünüyor. Bir yerde düzen varsa sanki azgınlık ya da bozgunculuk yokmuş; azgınlık ve bozgunculuk varsa da düzen yokmuş gibi bir izlenim de oluşuyor. Bu sanki oksimoron bir adlandırma gibi de duruyor. Bunun da açılımını yapan bir değerlendirme yapalım. Bu sayının ismini açıkladıktan sonra, bizim bunu tam olarak niye mesele ettiğimize değinen bir konuşmayla devam edelim. İhsan hocam her zamanki gibi hazırlanmış. Ömer hoca bitirse de ben konuşmaya başlasam diye bekliyor. (Gülüşmeler)
Fazlıoğlu: Estağfurullah. “Ancak hazır olanlar, huzur bulurlar” demiştim bir zamanlar. Konunun ayrıntılarına dalmadan “azmak” fiilinin etimolojisine bakmak iyi olur diye düşünüyorum. Bu konuda bir çalışma yaptım. Azmak çok eski bir Türkçe kelime imiş. Pek çok anlamı var; bir tanesi yoldan çıkmak…
Türker: Evet, biz hâlâ öyle kullanırız Anadolu’da. “Azdın mı, kudurdun mu?”, “yoldan çıktın mı, hakikatten ayrıldın mı, delirdin mi?” anlamında kullanılır.
Fazlıoğlu: Doğruluktan yahut doğru yoldan ayrılmak, sınırı aşmak ve şaşırmak gibi anlamları da mevcut. Başka anlamlara da sahip. Bu vesileyle farklı Türk lehçelerindeki anlamlarını da taradım.
Türker: Hocam Orta Anadolu’daki iki kullanımını da söyleyeyim size: Bir kimse herhangi bir yere giderken dağda bayırda yolunu kaybettiğinde “azdı–azıttı” deniyor. Bir de mesela siyâsîler ya da şöhretli insanlar havaalanına gelir; gazeteciler bir kapıda beklerken başka bir kapıdan çıkarak onları atlatır ya. Atlatma anlamında da “azıtmak” kullanılıyor. Bir yere giderken çocukları atlatıp götürmezlerdi ve bu atlatmayı ifade etmek için sıklıkla azıtmak tabiri kullanılırdı.
Çitil: Azmanın bir dalalet, taaddî anlamı var. Bir sapmak anlamı var bir de sınırı aşmak, haddi aşmak anlamı var. Hepsi de zulümle nihayet buluyor.
Türker: Bir tanesi aldatmak hocam. Aldatmak, sınırı aşmak ve yolundan şaşmak; üç temel anlamı var.
Fazlıoğlu: “Kaybolmak” anlamı bile var; dağda, ormanda azmış denir mesela. Bu tür kavramların kök anlamlarını önemsiyorum. Çünkü ona yükleyeceğimiz niteliklerin meşruiyeti biraz da söz konusu kök anlamlarla ilişkilidir. Başka bir açıdan şu noktayı da tekrar hatırlatmak isterim ki, zannediyorum daha önce bu konuyu müzakere ederken aramızda şöyle bir konuşma geçmiş, Ayhan hoca da “bir düzen, düzendir; azgın olmaz” demişti. Aslında bu kullanımdan düzensizliği değil; bir düzenin, sınırları —her ne ise o sınırlar— aşmasını kastediyoruz. O hâlde “düzenin sınırlarını aşması” anlamında azgınlık kelimesini kullanabiliriz. Başka bir açıdan bir düzen var ama sınırları aştığı, çiğnediği için meşrû değil. Kanaatimce bu tespit, bizi müzakerenin en önemli noktasına getiriyor. Çünkü genelde mevcudu eleştirirken “neye”, “kime” göre eleştirdiğimiz konusunda, daha baştan açık bir vaz’da bulunmuyoruz. Örnek olarak bir biçimde verili bir cümle var; diyoruz ki “bu cümle yanlıştır”. Neye göre, kime göre yanlış? Bu cümle zımnen şöyle bir cümleyi içeriyor aslında: “Bu cümlenin doğrusu bende; bu doğru cümleye göre kurulan diğer cümle yanlıştır.” Benzer şekilde “bu davranış yanlıştır” çünkü “doğrusu bendedir” demek istiyoruz. O hâlde, mevcut düzene azgın ve yanlış dediğimizde hemen sorabiliriz: Neye göre, kime göre? Başka bir deyişle “azgın olmayan düzen” ne menem bir şeydir ki mevcut düzen ona göre azgın diye nitelendirilebilsin. Bu noktanın önemli olduğunu düşünüyorum.
Üçer: Azgın sulardan bahsederiz misâlen; yatağından ayrıldığı, taştığı ve saptığı için azgın denilir. Muğla yöresinde Azmak Deresi diye harika bir yer var. Marx, moderniteyi “katı olan her şeyi buharlaştıran bir tecrübe” olarak tasvir ediyor. Gerçekten hâlâ katılığını koruyan bir sâbiteler alanı yoksa, bir sınır, bir yol, her şeyin içinde aktığını bildiğimiz bir su yatağı yoksa artık şu ya da bu fiili azgınlıkla, yani yoldan çıkmışlıkla, taşkınlıkla, sapkınlıkla tasvir etmenin imkânı kalmaz. Dolayısıyla azmanın ne olduğunu tanımlamak ve şu ya da bu fiili azgınlıkla nitelemek için evvela sınırın ne olduğunu düşünmeliyiz.