“Haber’in var mı?”
Türkçede çok farklı bilgi içerikleri ile ilgili sıklıkla kullandığımız bir soru ifadesi…
Bir olgudan zihinsel bir duruma, bir sözcüğün anlamından kendimize ilişkin farkındalığa kadar hemen her şeyi bu sorunun konusu yapabiliriz. Dünkü maçı kimin kazandığından, yerküreden en uzak noktaya kimin gittiğine, bir çalgının çıkardığı sesten bir teoremin ispatına bu soruya malzeme kılabileceğimiz temalar çok geniş bir tayfa yayılır. Hatta öyle ki bu soru, neredeyse, “Biliyor musun?” sorusuyla eş değer bile görülebilir. Bir bilgi kaynağı olarak bu yazıda ele alacağımız anlamıyla Haber’in kapsamının biraz daha dar olduğu düşünülmektedir. Bu anlayışa göre Haber, birisinin bir şeyi doğrudan bilmesi ile değil bilen birinden duymasıyla ilgilidir. Haber yoluyla bilinenler, gidebilsek ve görebilsek, aynı adımları izleyerek bir çıkarım yapsak, aynı deneyi tekrarlasak, (…) bilebileceğimiz şeyleri bir başkasından duyarak veya bir başkasının yazdıklarını okuyarak bilebildiklerimizi kapsamaktadır. Gayba ilişkin bilgimiz de peygamberlerin bize ilettiği Haber’lerle sınırlı olduğundan Haber’in mahiyeti ve kapsamı ile ilgili tartışmalar dinî bilimlerinde önemli bir yer işgal etmektedir.
Elbette bir Haber’i duyunca ve okuyunca “Bunu biliyorum!” diyebilmemiz, söyleyenin veya yazanın aktardığının doğru olmasına ve bizim ona (onlara) itimat etmemize bağlıdır. Bu bakımdan Haber’in diğer —hissetme veya muhakeme yürütme gibi— bilgi kaynakları ile kıyaslandığında dolaylı ve ikincil olarak kabul edilmesi ilk bakışta doğal karşılanabilir.