İslam Siyaset Düşüncesi Neden Çağdaşlaşamıyor?

Kamuran Gökdağ

Kamuran Gökdağ



Bu yazının başlığındaki soru, esasında ilk bakışta göründüğü kadar masum değildir. Çünkü bu soru “çağdaşlaşma”yı kendiliğinden açık, nesnel, ortak, evrensel ve tarafsız bir ölçüt olarak kabul etmeyi de îmâ eder. Oysa çağdaşlık, tarihsel olarak belirli siyasal ontolojilerin içinde ve onlarla uyumlu bir şekilde tanımlanan hangi siyasal ontolojilerin konuşma, düzen kurma ve tanımlayıcı/belirleyici olma hakkına sahip olduğunu; hangilerinin ise sus(turul)ması ve tarih dışına itilmesi gerektiğini belirleyen siyasal bir çerçevedir. Dolayısıyla, “İslam siyaset düşüncesi neden çağdaşlaşamıyor?” sorusu, yalnızca İslam siyaset düşüncesinin eksikliğine ilişkin bir soru değil; bununla birlikte bizâtihi çağdaşlığın hangi ontolojik koşullar bağlamında mümkün olduğuna ve hangi koşullarla uyumlu olduğuna da yöneltilmelidir. Bu sebeple, yazının başlığındaki sorunun, iki düzlemle birlikte dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir: Birinci düzlemde, Avrupa–merkezli çağdaş siyasal ontolojinin nasıl kurulduğu, nasıl evrenselleştiği ve hangi siyasal ontolojileri tarih dışına iterek işlevsizleştirdiği dikkate alınmalıdır. İkinci düzlemde ise birinci düzlemle ilişkili olarak İslam siyaset düşüncesinin nasıl siyasal gerçeklikle bağının koptuğu; yani siyasal düşünce ile devlet, iktidar ve güç ilişkileri, rekabet ve çatışma dinamikleri ile tarihsel gerçeklik arasında nasıl bir mesafe oluştuğu dikkate alınmalıdır. Nitekim hem tahakkümler hem de direnişler bağlamında son iki asırda yaşanan siyasal tecrübe, bu iki düzlemi birbirinin gerekçesi ve sebebi haline getirdiği için, bugün bunlar birbirinden bağımsız ele alınamaz hale gelmiştir. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun