Tüm bir insanlık son iki yüzyılda Batı Avrupa’nın istilasına uğramış olmakla birlikte, geldiğimiz noktada Batı’nın Avrupa kısmı, imtiyazlı olduğu alanlardaki hegemonik konumunu büyük ölçüde kaybetmiştir. Ancak bu süreçte tüm insanlık şu veya bu oranda Batı’nın tahakkümü temin eden imtiyazlı alanlarında ona iştirak etmek mecburiyetinde kalmış; böylece Batı’nın içinde taşıdığı sorun aşılmayarak yaygınlaşmıştır. Batı’nın yeryüzündeki tahakkümü, tahakküm araçlarının küreselleşmesi ile yaygınlaştığı için Batı Avrupa, tahakküm imtiyazını kaybetmiştir. İnsanlık, bir anlamda Batı Avrupa’dan tahakkümü tevârüs etmiştir. Amerika’nın da Batı Avrupa’nın konumunda düşmesinin bir zaman meselesi olduğunu tahmin etmek zor değildir.
İnsanlığın Batı tahakkümünü aşması tahakküme esas teşkil eden güce denk bir güç elde etmeyi icab ettiği için tahakkümü aşmak, tahakkümü sürdürenlerin kullandığı güce denk bir güç kapasitesine ulaşmak anlamına gelmekte; tahakküme direnmek için oluşan güç, amacına ulaşmakta ise de güce dayalı tahakküm ortadan kalkmamakta; sadece yaygınlaşmaktadır. Bu durum insanlığı ilk bakışta bir çıkmaza sürüklemektedir: İstiğnâ esaslı güce dayalı tahakküme güç ile direnmek ve duruma göre daha güçlü olmak… İstiğnâ esaslı ilkesiz bir gücün tahakküme dönüştüğünü son iki asırlık insanlık tarihi bize gösterdiğine göre, tahakküme düşmeden güçlü olmanın ve kalmanın imkânını araştırmak Batı sonrası insanlığın önünde esaslı bir sorun haline gelmektedir.