Çağdaş Bir İnsanlık Trajedisi: Halvetin İlkesi Olarak “Ferdiyet”in Yitimi

İhsan Fazlıoğlu

İhsan Fazlıoğlu



Daha önceki bir yazımızda, Akdeniz dünyasındaki “insan” tasavvurunun mahkûm, mazlûm ve mesûl aşamalarından geçtiğine işaret etmiştik. Buna göre başta Grekler olmak üzere Akdeniz medeniyet havzasındaki farklı kültürler büyük oranda mahkûm insan anlayışına sahiptiler. Hıristiyanlık, ilkece mahkûm insan anlayışını kabul etmekle birlikte, illet–malûl ilişkisini dikkate alarak illeti ilk günah olarak belirlemiş; bu illet nedeniyle mazlûm insanı, illeti bir şekilde askılayarak,  uzun vadede dahi olsa, kendi için tayin edilen belirli bir güzergâhı takip etme koşuluyla, kurtuluşa kapı aralamıştır. İslâm ise her iki anlayışa meydan okuyarak mutlak aşkın Kâdir–i Muhtâr’ın ihtiyarıyla illet–malûl zincirini tırnak içine koymuş, insanı kendine muhâtab almış;  Yeryüzü’nde insanca yaşamının ilkelerini tebliğ eden Nebî’nin haberine uymakla mükellef kılmış ve en nihâyetinde insanlığıyla mesûl tutulacağını bildirmiştir.1 Tüm bu sürecin tecrübesiyle modern dönemde artık yeni bir insan tasavvuruyla karşı karşıyayız: Metrûk insan= Mekân–zaman sahnesinde, aşkın ya da içkin bir ilkeden kopuk, bir ulus metafiziği içinde, emperyalist–kapitalist–liberalist dizgenin üretim–tüketim zincirine bağlı, arzu nesnelerine râm, kendini aşan bir anlama sahip olmayan nesneleşmiş birey.

Teklif’in muhtelif sayılarındaki yazılarımızda, yer yer bu sürecin tarihî ve nazarî çözümlemesini yapmaya çalışmıştık. Bu nedenle, burada ayrıntıya girmeden, insan metafiziği açısından şu noktanın altının çizilmesi gerekir: Dâhilî ya da hâricî aşkın–bir–ilkeden kopartılarak yapılan tüm yüklemler, fizikal bir uzaya hapsedilince insan, bedenine indirgendi.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun