Türker: Sevgili arkadaşlar, Teklif dergimizin bu sayıdaki konusu “Halvet” meselesi. Malûm halvet meselesi, klasik dünyada ve hâlâ Müslümanların içinde yaşadığı sosyal şartlarda varlığını devam ettiren bir olgu. Yani hem klasik dünyada çok esaslı bir olgu hem de, biz bilelim veya bilmeyelim, klasik dünyadaki uygulama tarzları bakımından da varlığını devam ettiren bir olgu. Daha ziyade sûfîlerle anılan, tasavvuf geleneğiyle irtibatlandırılan bir kavram ama sadece tasavvuf geleneğiyle irtibatı olan bir kavram değil. Meselenin birçok yönü var. Bir, halvetin bir tür yalnızlık tecrübesiyle ilişkisi var. İki, halvetin bir kemal tecrübesiyle, kemale seyirle yani bir istikmal ile ilişkisi var. Bir de tüm bunların belki neticesi olarak insanın hakikî anlamda ferdiyetini kazanması yani ister kulluk kavramını merkeze alarak düşünelim ister bir filozofun hakîm–i ilâhî olması bağlamında meseleyi düşünelim, kendi ferdiyetini kazanması bağlamında halvetin çok kritik bir rolü var. Bir de tüm bunlarla ilişkili bir şekilde halvet, aslında bilgi elde etmeyi sağlayan bir yöntem. Yani halvet sadece bir hal değil, aynı zamanda bilgiyi elde etmede yöntem olarak da uygulanan bir olgu. Hatta erken dönem sûfîlerinin üç temel aracı var; bunlardan bir tanesi aslında halvet veya uzlet. Yani evlenmeme ve aç kalmanın yanında üçüncüsü de yalnızlık. Ya şehrin içinde bir yerde yalnız kalıyorlar veya badiyelere, çöllere, dağlara çekiliyorlar ki orada yalnızlık tecrübesini yaşasınlar. Tabi tüm bunların gerisinde de bizzat İslam medeniyetinin temel dinamiğini oluşturan sünnette halvetin yeri var. Yani Hz. Peygamber’in kendisinin hem nübüvvet öncesi Hira’daki inzivalarında gördüğümüz hem de nübüvvetin ilanıyla birlikte düzenli olarak sürdürdüğü halvet tecrübesi var. Hatta benim bildiğim kadarıyla, Hz. Peygamber’in rutin uygulamalarından bir tanesi halvet. Zira Hz. Peygamber, akşam namazlarından sonra kendisine bir vakit ayırıyor, o vakitte hiçbir iş almıyor, sadece yalnız kalıyor ve tefekkür ediyor. Ayrıca Hz. Peygamber’in Ramazan ayında veya yılın sâir vakitlerindeki halvetleri var...
Çitil: Ya da gece...
Türker: Gece zaten halveti var hocam. Bir de gece ibadetlerinden de başkaca akşam vakitlerinde düzenli olarak halvet tecrübesi var. Mesele, klasik dünyaya bakan tarafıyla değerlendirdiğimizde öyle... Bir de modern insanın yalnızlığı var. Yani içinde yaşadığımız dünyada insanın yalnızlığı meselesinden bahsediliyor sürekli. Bu yalnızlık da iki yönlü bir şey. Bir yandan insanın yalnız kalması, bir yandan da insanın kendi haline bırakılmaması... Yani aslında insanın bir türlü ferdiyetini, kemalini gerçekleştireceği şekilde bir kendi haliyle baş başa kalma tecrübesini yaşamakta zorlanması.