Nübüvvet: Var–oluş–olarak–insan İçin Bir İstikâmet Teklifi

Sorulabilecek tüm soruları tükettiğimizde iki ucu kendinde müphem bu–ara–da yaşayan insanın, ne–için var–olduğunu ve niçin Yeryüzü’nde var–oluştuğunu nihâî olarak karşılayacak bir cevabı, hiçbir dinî öğreti, felsefî dizge, mistik tecrübe, vb. zemini beşerî olan, en genel anlamıyla, hiçbir metafizik inşâ biteviye veremez. Var, ne–iç–i–n var ve insanın bu var–iç–i–n–de–ki yeri nedir? Bu sorulara ilişkin tüm denemeler, […]

Haber’e İtimat Esasa Alınmaksızın Bilgi Temellendirilebilir mi?

“Haber’in var mı?”  Türkçede çok farklı bilgi içerikleri ile ilgili sıklıkla kullandığımız bir soru ifadesi…  Bir olgudan zihinsel bir duruma, bir sözcüğün anlamından kendimize ilişkin farkındalığa kadar hemen her şeyi bu sorunun konusu yapabiliriz. Dünkü maçı kimin kazandığından, yerküreden en uzak noktaya kimin gittiğine, bir çalgının çıkardığı sesten bir teoremin  ispatına bu soruya malzeme kılabileceğimiz […]

Sayı 26: Nazar ve Müşahede

Ahmet Ayhan Çitil • Betül Akdemir • Süleyman • Dursun Çiçek • Ebubekir Muhammed Deniz • Eşref Altaş • İbrahim Halil Üçer • İhsan Fazlıoğlu • Kasım Küçükalp • Muhammed Bedirhan • Murteza Bedir • Nazif Muhtaroğlu • Ömer Türker • Selami Varlık • Tahsin Görgün • Yasin Ramazan Teklif, varoluşumuza temel teşkil eden temalarla […]

Nazar ve Müşâhede

  MÜŞÂHEDE (المشاهدة) Dış ya da iç duyulardan biri ile idrak etmektir. Müşâhedât, mahsûsâttır [yani dış ya da iç duyular vasıtasıyla tasdik edilen şeylerdir]. Daha önce geçtiği gibi, genel ya da daha özel ele alınabilirler. Tecrîd şârihi kıyasları kendileriyle birlikte olan önermelere müşâhedat demiştir. Sülûk ehline göre müşâhede, —âdeta gözle görüyormuş gibi— Hakk’ın kalp gözüyle […]

Seyretsen de Yâri Gerçek Göremen Gözün Menzili Üzerine

Seyretsen de yâri gerçek göremen Tutuşup aşkına kül olmayınca İstesen de yâre doğru varama’n Gönülden gönüle yol olmayınca —Neşet Ertaş   Görmek; anlamaktır, bilmektir, seyretmektir, kavramaktır hatta hepsidir. İslam düşünce gelenekleri bize bu anlamda zengin bir malzeme ve tecrübe sunar. Fakihlerin rey ve istidlâl, mütekellimlerin nazar, sûfîlerin ve âriflerin seyr, irfan ve müşâhede kavramları hep […]

Bilinç, Hakikat ve Yorum Arasında Mistik Deneyimin Modern Yorumları

Mistik kelimesini gündelik hayatımızda oldukça farklı anlamlara gelecek şekilde kullanırız. Kelimeyi, bir insandan hikâyeye, bir geziden rüyaya veya olaya pek çok isme sıfat yaparız. Kelime, bu kullanımlarda “gizemli”, “anlaşılmaz”, “esrarengiz”, “tuhaf”, “bilinemez” gibi anlayış ve bilgimizin sınırları dışında olmakla ilişkilendirilir. İlginçtir ki anlayışımızın sınırlarının dışına referansta bulunan ve üzerinde pek de durmadığımız bu kelime, özellikle […]

Hakikatin Grameri: Tümeller ve Yaşam Biçimleri

İnsanoğlunun düşünsel serüveni, bir anlamda «her şeyin altındaki o değişmez olan”ı bulma çabasıdır. Bir elmaya, bir adalet eylemine veya bir üçgen çizimine baktığımızda, zihnimiz tikel olanın ötesine geçip o “şeyi” o “şey” yapan genel bir ilkeyi arar. Felsefe tarihinde bu genel ilkelere, yani tikel nesnelerin paylaştığı ortak niteliklere “tümeller” (küllîler/universals) adını veriyoruz. Peki, bu tümelleri […]

Nazariyatın Sınırı Olarak Paradokslar

Nazariyat ile müşâhede arasındaki ilişki, kimi zaman iki bilgi türünü birbirinden ayırt etmek için kimi zaman ise bilginin kendisinin sınırlarını düşünmek için başvurulan bir hat olarak karşımıza çıkar. Bu iki kavram ele alınırken çoğunlukla bir hiyerarşi kurulur: Nazariyat, aklın yetki alanıdır; müşâhede ise onun ötesinde ya da derinindedir. Aralarındaki sınır da iki farklı biçimde düşünülür; […]

Düşünmek Farzdır: Nereye ve Ne Kadar?

Aklı başında her insan tefekkürün gerekli olduğu konusunda bir ölçüde ittifak eder. Bu ittifakın gerekçesi hayatı sürdürmek, zararı gidermek, fayda elde etmek, refaha katkı sağlamak gibi herkes için farklıdır. Geleneğimizin büyük bir kısmı, tefekkürün bir hayat memat meselesi olduğunu söyler. Çünkü düşünmenin gücü ve kıymeti olgular hakkında bilgi vermesinden doğmaz. Asıl mesele, düşünmeyi insanın aslî […]

Theoria’nın Praksisi: Kıssa Neden Kavramsal Dile Çevrilemez?

İbn Sînâ’nın Hayy ibn Yakzân gibi şiirsel kıssaları üzerine eski bir tartışma, vurgunun nazar odaklı mı yoksa müşâhede odaklı mı olması gerektiği üzerinedir. Bir tarafta, Amélie–Marie Goichon ve Dimitri Gutas gibi araştırmacılar, hem el–İşarât’ın sonunun hem bu kıssaların yalnızca İbn Sînâ’nın aklî felsefesini şiirsel bir dille ifade ettiğini savunur. Onlara göre kıssa, “İbn Sînâ’nın bilgi […]