Bir Benlik Yanılsaması Olarak Modern Yalnızlık Anlayışı

I. Bu yazıda yalnızlığa ilişkin modern tasavvurların esas itibarıyla bu tasavvuru besleyen insan anlayışının bir sonucu olarak ortaya çıktığını göstermeye çalışacağım. Bu bağlamda, modern insan anlayışının ve ona ilişen hallerin sadece fenomenal/cismanî dünyanın imkânlarıyla ve gereklilikleriyle sınırlandırılmak suretiyle bir daralmaya uğradığını iddia edeceğim. Böylece yalnızlık tecrübesinin de benzer biçimde daralmaya uğradığını vurgulamış olacağım. Metin boyunca […]

Modern Çağda Bir Halvet Yorumu İnsanın Kendi “Proje”sini Bulması

Halvetin İslâm dininde ve kültüründe ne anlama geldiği, kaynakları, bu konudaki yaklaşımların neler olduğu gibi hususlar, şüphesiz konunun uzmanlarınca ayrıntılı şekilde ele alınmış ve ortaya konmuştur. Bu durumda konuşmaya imkân veren kısım ancak, modern çağda halvet anlayışını yansıtabileceğimiz, onu yorumlayabileceğimiz perspektifler olup olmadığı olabilir. Biz de bu satırlarda böyle bir girişimde bulunacağız.  Halvet, yalnızlık ve […]

İlâhî Zatın Teferrüdü ve Kulun Halveti: Kelâmî Bir Yetkinleşme Yorumu

Kişinin maddî ilintilerden uzaklaşarak Hak’la baş başa kalması anlamında bir tasavvuf terimi olan halvet, insan nefsinin yetkinleşmesinin bir yolunu teşkil eder. Dolayısıyla halveti konuşmak insan açısından yetkinleşmeyi konuşmak anlamına gelir. Yetkinleşme eylemi ise kaçınılmaz olarak “mutlak yetkin varlık olan Allah” ve “yetkinleşme arzusunda olan insan” şeklinde iki varlıktan söz etmeyi gerektirir. Allah’ın mutlak yetkin oluşu, […]

Halvetin Aşamaları: Afîfüddin Tilimsânî Tecrübesi

Yunus Emre’nin “Yüz bini birdir dervişin, arada ağyar gerekmez” sözü “sûfîlerin halvet tecrübelerinde görülen farklılıklar onları ayrıştırmaz” biçiminde okunduğunda bu ifade sûfîlerin hakikatte tek bir kaynaktan beslendiklerine işaret eder. Sülûk yoluna girip bunu halvet ile taçlandıran her bir sûfînin yaşadığı tecrübe, özü itibarıyla diğer tüm sûfîlerin halvet tecrübeleriyle aynı hakikatte birleşir. Aralarındaki çeşitlilik ne kadar […]

İbn Arabî’de Halvet: Hak–Varlık ile Gerçekleşen Celvet

Muhyiddin İbnü’l–Arabî (ö. 638/1249), 16 yaşlarında genç bir delikanlı iken İşbîliye’de (Sevilla) gâipten gelen “Ey Muhammed! Sen bunun için yaratılmadın.” uyarısıyla, bilgi ve hal açısından insan, kozmos ve toplumdaki her türlü bedensellikten soyutlanma (tahallî) gayesiyle halvete girmeye karar verir ve dokuz aylık süre sonunda Ramazan Bayramı’nda halvetinden çıkar. Fütûhât–ı Mekkiye’de anlattığı üzere onun halvet deneyiminin […]

Yalnızlar, Münzevîler ve Garipler Üzerine

Klasik felsefenin müştereken dile getirilen en önemli cümlelerinden biri, insanın doğası gereği diğer canlılardan daha medenî olduğudur (zoon politikon). Ancak felsefenin müşterek önemli iddialarından bir diğeri, insanın kendisini tanıması (men arefe nefsehu: gnôthi seautón) gerektiğidir. Bu iki cümle arasındaki gerilim de insanın hakikat yolculuğunun bir yandan zemini bir yandan çelişkisidir. Hakikatin temsili bakımından toplum ve […]

Halvet Der–Encümen

İnsan olmanın özünde yatan en temel varoluşsal gerilimlerden biri, iki zıt kutup arasında süregiden derin bir iç çatışmada tezahür eder: Bir yanda bireyin kendi benliğini keşfetmek, içsel bir dinginliğe ermek ve hakikati ile buluşmak için duyduğu yalnızlık arzusu; diğer yanda ise sosyal bir varlık olarak cemaate aidiyet hissetmek, toplumsal sorumluluklar üstlenmek ve kamusal bir kimlik […]

Çağdaş Akademik Hayatta Halvet Der–Encümen Neyi Gerektirir?

Toplumla ilişkiyi kesmeden mânen Hak ile birlikte olmayı ifade eden halvet der–encümen terimi, tasavvufî bir içeriğe sahip. Böyle bir çaba, insan tecrübesini; bu tecrübede açığa çıkanları anlama, anlamlandırma ve açıklamaya ömrünü veren kişiler için nasıl bir karşılığa sahip olabilir? Halvet der encümen kalıbını genelde fikriyat özelde akademi için ödünç alsak içini nasıl doldurabiliriz? Kanaatimizce böyle […]

Halvet Zamanı/Zarureti

Tüm bir insanlık son iki yüzyılda Batı Avrupa’nın istilasına uğramış olmakla birlikte, geldiğimiz noktada Batı’nın Avrupa kısmı, imtiyazlı olduğu alanlardaki hegemonik konumunu büyük ölçüde kaybetmiştir. Ancak bu süreçte tüm insanlık şu veya bu oranda Batı’nın tahakkümü temin eden imtiyazlı alanlarında ona iştirak etmek mecburiyetinde kalmış; böylece Batı’nın içinde taşıdığı sorun aşılmayarak yaygınlaşmıştır. Batı’nın yeryüzündeki tahakkümü, […]

Çağdaş Bir İnsanlık Trajedisi: Halvetin İlkesi Olarak “Ferdiyet”in Yitimi

Daha önceki bir yazımızda, Akdeniz dünyasındaki “insan” tasavvurunun mahkûm, mazlûm ve mesûl aşamalarından geçtiğine işaret etmiştik. Buna göre başta Grekler olmak üzere Akdeniz medeniyet havzasındaki farklı kültürler büyük oranda mahkûm insan anlayışına sahiptiler. Hıristiyanlık, ilkece mahkûm insan anlayışını kabul etmekle birlikte, illet–malûl ilişkisini dikkate alarak illeti ilk günah olarak belirlemiş; bu illet nedeniyle mazlûm insanı, […]