Şunu bil ki işlerin hakikati akılla bilinir; iyilik ve kötülüklerin ayrımı ancak akılla yapılır. Akıl iki kısma ayrılır. Birincisi tabiî (doğuştan gelen–garîzî) akıl; ikincisi ise kesbî (tecrübe ve gayretle elde edilen–mükteseb) akıldır. Tabii akıl, asıl ve hakiki akıldır. Ona bir sınır tayin edilmiştir ki orası mükellefiyet mertebesidir. Burası ziyade de noksanlık da kabul etmez. İnsan bu yönüyle diğer canlılardan ayrılır. İnsanda bu tamam olunca ona akıllı denir ve kemal derecesine bununla ulaşır. (s.25)

İnsanlar aklın mahiyeti ve sıfatları hakkında farklı görüşler ortaya koymuşlar, bazıları onun latif (soyut) bir cevher olduğunu söylemişler, bunu iddia edenler de bu defa aklın mekânının neresi olduğu konusunda farklı görüş belirtmişlerdir. Bir kısmı aklın mekânının beyin olduğunu söylemiştir. Çünkü beyin duyuların merkezidir. Diğer bir kısmı da aklın yerinin kalp olduğunu ifade etmiştir. Çünkü kalp hayatın da hislerin de kaynağıdır.

Aklın latif bir cevher olduğunu söyleyenlerin görüşü iki yönden bâtıldır.

1) Cevherler birbirinin benzeridirler. Bir şeyin, bir parça için gerekli olup da diğer parçaları için gerekli olmaması doğru olmaz. Öteki şeyler için gerekli olanlar bir şeyin parçası için de gerekli olursa, o zaman akıllı kişinin nefsinin varlığıyla aklının varlığından müstağni olması gerekirdi.

2) Cevher kendi varlığı ile kâimdir. Eğer akıl cevher olsaydı, o zaman akıl sahibi kişi olmadan da aklın tek başına var olması caiz olurdu. Aynen akılsız cismin var olması gibi. Bu iki sebepten dolayı akıl cevher olamaz.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun





Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir