Tek başına kalmamak için yalnızlığa tutunuyoruz…
Görüntü çağında sürekli görünmek çabası içinde yaşayan insan, tek başınadır. O, bir şeyin yalnızlığını bile çekmez. Çünkü sürekli görünme arzusu ve çabası onu öylesine görünmez kılar ki bir süre sonra tek başına olduğunu bile fark edemez… İmaja ve simülasyona dönüşen hiçbir şey, var değildir. Tek başınalık, yalnızlık, uzlet, insanın hakikatten uzaklaşma kaygısının sonuçları olarak da değerlendirilebilir. Nitekim bu bağlamda süreci fark eden insanlar; mesele ile ilgili tahliller, analizler yaparak çözüm yolları ararlar.
İnsan, Nebi’den uzaklaştıkça Hak’tan ve hakikatten uzaklaşır. Dolayısıyla sünneti terk etmektir aslında hakikatten soyutlanmak. Sünnetin terki, heva ve hevesin zorunlu olarak ikamesidir. Bundan dolayıdır ki İslam âlimleri heva ve hevesin öne çıktığı durumlarda yeniden sünnete tutunarak Nebi’yi insanın gündemine sokarak onun kendini bilmesine ve kendine gelmesine çabalamışlardır.
Hakikatten uzaklaşma süreçleri aynı zamanda sadece bireysel değil toplumsal anlamda da bozulma süreçleridir. Ebu Talip Mekkî’nin yaşadığı dönem böyle bir sürecin uzantısı sayılabilir. Nitekim o dönemde yazılan eserlere, konuşulan meselelere baktığımızda bunu görürüz.
Hem Gazzâlî’nin hem de Abdülkâdir Geylânî’nin zemini olarak niteleyebileceğimiz Mekkî, Mekke’de uzun süre kaldığı için bu isimle anılır.