Açık Oturum: Sorun

Teklif

Teklif



Türker: Bismillahirrahmanirrahim. Teklif dergimizin yeni sayısının açık oturumuna başlıyoruz. Hepiniz hoş geldiniz. Bu sayımızın konusu tek kelimeyle “sorun” ya da İhsan hocamın son toplantıda formüle ettiği şekliyle: Soru–sorun–mesele.

Fazlıoğlu: Question, problem, issue, case, vb., ana dilimizde (!) söylersek…

Türker: Evet, bundan kastımız şu: İster herhangi bir tefekkür faaliyetinin konusu olacak şekilde ister tek tek disiplinlerin araştırma alanlarının konusu içerisinde tartışacağımız ve —üçlemedeki haliyle— mesele edineceğimiz şekilde olsun içinde yaşadığımız dönemde bizim için öncelikli olarak üzerinde durulması gereken temel sorun nedir? Biz bunu neye göre belirliyoruz? İkinci olarak üniversitenin bölümlerini ve fakültelerini oluşturan disiplinler neyi öncelikli sorun haline getirirlerse bu ülkede kendi işlevlerini gerçekten yerine getirmiş olurlar? Çünkü “sorun” kelimesi aslında oldukça geniş; herhangi bir alanda, o alanın konusuyla irtibatı kurulduğu sürece her meseleyi o disiplinin konusu haline getirebiliyoruz. Ama bunların gerçekten hem insan olarak hayatımıza dokunması hem içinde yaşadığımız toplumun öncelik sıralamasında bir yere oturması hem de genel olarak insanlığın bugünkü vaziyeti dikkate alındığında anlam ifade etmesi için nasıl belirleneceği ve neye göre “sorun” olarak tayin edileceği meselesi mühim. İsterseniz önce “sorun” kelimesiyle başlayalım. Bundan neyi kastediyoruz? Mesela sorun ile kriz arasındaki ilişki nedir? Sorun ile buhran arasındaki ilişki nedir? Sorun ile bizim gündelik hayatımızdaki yahut daha uzun zamana yayılan süreçler dikkate alındığında yaşadığımız hayattaki sorunlarımız arasındaki ilişki nedir? Biz onlar içerisinde hangilerini sorun edindiğimiz zaman gerçekten tefekkür etmiş veya bir disipliner araştırmanın hakkını vermiş oluruz?

Fazlıoğlu: Öncelikle bir şeyin sorunlaştırılmasını, sorun kılınmasını çözümlememiz gerek.

Türker: Evet, ne demektir? Ondan başlayalım. 

Fazlıoğlu: Çünkü ne kadar dikkatli olursak olalım “soru”yla karışıyor.

Türker: Evet, zaten kökü de aynı. 

Fazlıoğlu: Evet! İhdas edilmiş bir kelime sorun. Mesela, Klasik Türkçedeki karşılığı ne? Mesele mi sual mi, işkâl mi? İşkâl dendiğinde biraz daha sorun gibi geliyor. Mesele ise daha çok sorunun özel bir hâli gibi. 

Türker: Burhan kitaplarında geçen Aristoteles’ten beri gelen daha sonra İbn Sînâ eserlerinin ya da felsefesinin yaygınlaşmasıyla tüm disiplinlere sirayet eden o meşhur üçlü tasnifi hatırlayalım isterseniz. Diyorlar ya o ruus–ı semâni içerisinde üçü çok kıymetli mevzu, mebâdi ve mesâil. Mevzu; herhangi bir alanda incelenen gerçek veya îtibârî birliğe sahip bir nesne. İlke, o araştırmanın temelini oluşturan ve araştırmaya yön veren, araştırmanın çerçevesini oluşturan aynı zamanda, kabul edilen kavramlar veya öncüller yani tasdik veya tasavvur kabilinden kabuller. Mesele ise neyi konu edindiyse o konunun hususiyetlerini hangi açıdan inceleyeceksek o konunun hususiyetlerini oluşturuyor. 

Fazlıoğlu: Doğru. Klasik felsefede böyle. Elbette belirli bir tanım vermek şartıyla her düşünür bu kavramları kendi felsefî tutumu içinde tanımlayabilir. Bir de bunların karşılıklarını düşünelim. Mesela “cevap”, “soru”nun mu, “sorun”un mu “mesele”nin mi karşılığına düşer? Ya da “çare” neyin, “çözüm” neyin karşılığı? 

Türker: Mesela meselenin karşısına düşmez cevap, sualin karşısına düşer.

Fazlıoğlu: Rahmetli Teoman Duralı Hoca’nın bir felsefe kitabının adı: Sorun Nedir? Girişinde iki buçuk sayfalık bir kısım var. Bu kavramları tanımlamaya çalışıyor o kısımda: Soru nedir? Sorun nedir? Mesele nedir? Cevap nedir? Çözüm nedir? Çare nedir? Ve hangisi hangisinin karşısına düşüyor? Tüm bunları da dikkat alarak söylüyorum. Mesela, “matematik sorusunun çözümü olur” diyoruz günlük dilde. Ancak toplumsal bir sorunun da çözümü olabilir. Çözümlemek yani tahlil etmek, analiz etmek de bu kökten geliyor. İşte tam da bu nedenle bir zihin açıklığına ihtiyaç var ki müzakereye devam edebilelim. Mesela “sorun”u kendi günlük dilimde daha çok bir bütünün kendine yönelik hâli olarak düşünüyorum. Toplumun sorunları var; devletin sorunları var. Devletin “soru”ları olur mu mesela? Olur ama kendine yönelik değil; karşısındakine yönelik. Bu açıdan sorun kelimesi...

Türker: Geriye doğru bir kökle birleştirmeyi deneyelim mi? Aslında Arapçada “mesele” de biliyorsunuz “se–e–le”den “sormak”tan geliyor. Türkçede de soruyu sormaktan türetmişler. Aslında bunların tamamı soruda toparlanıyor. Hangi kelimeyi kullanırsak kullanalım, dönüp dolaşıyoruz nihaî tahlilde herhangi bir olay, olgu ya da süreçle ilgili elimizde sorular oluyor. Bu soruları biz eğer bir araştırmanın konusu olarak formüle edebiliyorsak soruna dönüşüyor. Yok sadece cevabını beklediğimiz sorular halinde bırakıyorsak karşımıza biraz önce sizin söylediğiniz anlamda soru formülasyonuyla çıkıyor. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun