Tekilleşme ve Ölümsüzleşme Çabası ve Mükellefiyet

Ahmet Dağ

Ahmet Dağ



“Ölümsüzlük” isteği, insanın “yok olmama” veya “hayattan tasfiye” olmama insiyakıyla arzuladığı kadîm bir duygudur. Bu duygunun varlığı; bizâtihi dinin, mitolojinin veya efsanelerin anlatımlarında görülür. Âdem ile Havva, İblis tarafından “ölümsüzlük ağacının” meyvesinden yemeye ikna edilmişlerdir. Gılgamış Destanı’nda arkadaşı Enkidu’nun ölümüyle ölümden ürken Gılgamış, ölümsüzlüğü aramış ve bulduğu ölümsüzlük otunu bir yılana kaptırarak “ölümsüzlük arayışını” başarısızlıkla neticelendirmiştir. Yine Yunan Mitolojisi’nde hekimlik ve cerrahlık bilgisine sahip Asklepeisos, ölüleri diriltmeye başlamış, onun bu “ölümsüzlük” bilgisinden rahatsız olan Zeus bir taraftan Asklepeisos’u yıldırımlarıyla öldürerek yok ederken bir taraftan da Eos’un isteği üzerine Tithonus’a ölümsüzlük vermiştir. 

Dinî ve mitolojik anlatımlarda vurgulanan insanın ölümsüzlük çabası, “sınırlandırılmışlıktan” kurtulmak isteyişinin bir göstergesidir. Yaşlanmama veya ölümsüzlük isteği, yalnızca dinî ve mitolojik anlatımlarda bulunmamış felsefî ve bilimsel anlatımlara da geçmiştir. Aydınlanma biliminin başlangıç metni olarak görülen F. Bacon’ın Yeni Atlantis kitabı, kadîm anlatımların yeniden biçimlendirilmiş hâli olan modern tekno–ütopya türüdür. Bu çalışmada idealize edilmiş varlıklar, yeni hayat formları ve iyileştirilmiş bir habitat sunulur. Hastalığı yenip yaşlanmayı geciktirme, gençliğin iadesi, acının tasfiyesi ve bir türün başka bir türe nakledilerek yeni türlerin yapılması vb. fikirler içeren Yeni Atlantis kitabı, transhümanizmin öncü bir metni olmuştur. Bacon, bilimsel bir düzen inşa ederek “bilen” insanın iradesiyle Aden Bahçesi’nde olduğu gibi ölümsüzlüğün yeniden elde edilebileceğine inanır. Kültürel olarak dinî anlatımların da etkisinde kalan Baconcı tasarımda yaşlanma geciktirilerek ölüm ötelenmeye çalışılır. Gerek Bacon’ın tasarımları gerekse transhümanizm hareketinin öngörüleri, ölümsüz olan “İsa–Mesih” öğretisinden ve ölümsüzlük mekânı olan Aden Bahçesi anlatımından etkilenmişlerdir. Çarmıha gerilen, sonrasında göğe yükselip 3 gün sonra dirilen İsa–Mesih (İnsan), aslî itibariyle ölümün aşılabileceğini anlatan ilerlemeci bir anlatımdır. 

Kökenleri Hıristiyanlıkta bulunan ilerlemeciliğin ve mekanizmin yüzyılı olan 17. yüzyılda Tanrı, “mimar, mühendis, matematikçi, saat ustası” konumuna indirgenirken mikro–kozmoz bir varlık olan insanın yaşadığı evren, makro–kozmoz bir varlık alanı olmaktan çıkıp mekanik bir düzlem olarak algılanmıştır. İnsan ise bu mekanik ve matematiksel düzlemi çözmekle vazifeli fikir işçisi ve dönüştürücü (transformer) rasyonel bir özne olarak konumlandırılmıştır. Mekanik usta Tanrı iken bu mekanik dünyayı yeniden tasarımlayabilme gücü atfedilen insan ise bu mekanikliğin çözümleyicisi ve yeniden tasarımlayıcısı olan yeryüzünün ilâhî (!) kralıydı. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun