Halvet Zamanı/Zarureti

Tüm bir insanlık son iki yüzyılda Batı Avrupa’nın istilasına uğramış olmakla birlikte, geldiğimiz noktada Batı’nın Avrupa kısmı, imtiyazlı olduğu alanlardaki hegemonik konumunu büyük ölçüde kaybetmiştir. Ancak bu süreçte tüm insanlık şu veya bu oranda Batı’nın tahakkümü temin eden imtiyazlı alanlarında ona iştirak etmek mecburiyetinde kalmış; böylece Batı’nın içinde taşıdığı sorun aşılmayarak yaygınlaşmıştır. Batı’nın yeryüzündeki tahakkümü, […]

Çağdaş Bir İnsanlık Trajedisi: Halvetin İlkesi Olarak “Ferdiyet”in Yitimi

Daha önceki bir yazımızda, Akdeniz dünyasındaki “insan” tasavvurunun mahkûm, mazlûm ve mesûl aşamalarından geçtiğine işaret etmiştik. Buna göre başta Grekler olmak üzere Akdeniz medeniyet havzasındaki farklı kültürler büyük oranda mahkûm insan anlayışına sahiptiler. Hıristiyanlık, ilkece mahkûm insan anlayışını kabul etmekle birlikte, illet–malûl ilişkisini dikkate alarak illeti ilk günah olarak belirlemiş; bu illet nedeniyle mazlûm insanı, […]

Bağlar, Eşyanın Yüzleri ve Halvet

Halvet (الخلوة), Türkçede boşluk ve boşaltma anlamlarına gelen halâ’ ve tahliye kelimeleriyle aynı kökten türer; kelime anlamı ise bir şeyden çekilmek, boşanmak, uzaklaşmak ve kopmaktır. Terim olarak kullanıldığında ise insanın onu ayakta tutan aslî bağı keşfetmek ve başka tüm bağları bu aslî bağ zemininde yeniden kurmak amacıyla şeylerden madden ve mânen çekilmesi, kendisi ile eşya […]

Halvet: Benliğin Allah’a İadesi

İnsanlık tarihinde en yaygın ortak tecrübelerden birinin halvet olduğu söylenebilir. İslam düşünce geleneğinde aynı tecrübenin farklı uygulamalarını ifade eden ve aralarında kısmî farklılıklar bulunan bir terimler dağarcığı geliştirilmiştir. Uzlet, çile, erbain, zühd, itikâf, tebettül, halvet der–encümen, celvet ve riyazet bunlar arasında sayılabilir. Halvetin anlamı ve nasıl yapılacağı hakkında hem İslam dindarlığında hem de Budizm, Jainism, […]

Saf Aklın Eleştirisi’nin Açılış Cümleleri

İnsan aklı bilgisinin bir türünde kendine mahsus bir kaderle karşı karşıyadır: Öyle sorular ona musallat olur ki bunları göz ardı edemez çünkü ona kendi tabiatı tarafından verilirler ve gene de onları cevaplayamaz. Çünkü insan aklının tüm yeteneğini aşarlar. Akıl, bu müşkül duruma hiçbir suçu olmaksızın düşer. Öyle ilkelerden yola çıkar ki, bunların tecrübenin akışında kullanılmaları […]

Kritik ve Kriz Kitabı Üzerine

Batı düşüncesi ve kritik denildiğinde akla Aydınlanma gelir. Aydınlanma’yı doğuran süreç (Reform–Rönesans) bir kriz, Aydınlanma ise kritik olarak değerlendirilir. Eleştirinin dinî ve politik otoriteden ayrışma süreci de diyebileceğimiz Aydınlanma süreci, modern toplumun ve kültürün oluştuğu ortamdır da. Aydınlanma sürecini insanlık tarihi için müstesna bir süreç olarak kabul eden Batılı düşünürler, söz konusu duruma tarihsel bir […]

Eleştirel Düşünce: Ne, Neden, Nasıl?

Matrix (1999) filminde dikkat çekici bir sahne vardır. Neo, Matrix’ten kurtarılıp ömrü boyunca hapsolduğu kapsülden çıkarıldığında Morpheus ona bedeninin durumunu açıklar: “Kasların körelmiş. Onları yeniden inşa ediyoruz.” Neo, yeni gerçekliğine uyum sağlamaya çalışırken sorar: “Peki neden gözlerim acıyor?” Morpheus basitçe cevaplar: “Çünkü onları daha önce hiç kullanmadın.” Beden kasları gibi zihin kasları da kullanıldıkça gelişir, […]

Hakikat Eleştiriyle Yaşar: Bilimcilik, Kavramcılık ve Eleştirel Ufuklar

Hakikate Karşı Tutumlar Hakikat kelimesi iki yönlü kullanılır: Bir yandan “doğru”ya işaret eder, diğer yandan “nihâî gerçek” olana. Bu yazıda hakikati, “neyin gerçek olduğuna dâir doğru inanç ve yargılara sahip olmak” şeklinde evrensel bir tanımla kullanacağım. Bu tanımda hakikat kelimesinin aşkın anlamı açıktır. Yani hakikat, burada zihnimizden bağımsız gerçekleri ve bizim bilmemize bağlı olmayan doğruları […]

Ahlâkî İzâfiyetçiliği Aşabilmenin Bir Yolu Var mı?

Bilindiği üzere izâfiyetçilik, lehine, aleyhine ya da uzlaştırıcı bir söylem pratiği ekseninde ortaya konulan argümanlar dolayımıyla, düşünce tarihi boyunca çeşitli düşünür, filozof ve teolog tarafından düşüncenin konusu kılınmış olmakla birlikte, “post” ön ekiyle tebarüz eden çağdaş fark felsefelerinde ise tarihinin hiçbir döneminde görmediği ilgiye mazhar olmuş kavramlardan biridir. En genel anlamıyla ifade edildiğinde izâfiyetçilik, mutlak […]

Tarihsiz ve Siyasetsiz Rasyonel Eleştiri Mümkün müdür?

Düşünce tarihi, gerçek ile hakikat arasındaki yarıkları aşma gayretiyle anlaşılabilir. Doğu dinleri, yarığı spritüal aşkınlıkla aşmaya çalışırken Batı dinleri, en son kertede imanla aştıklarını düşünmüşlerdir. Bu bağlamda delillere dayalı tahkik anlayışı, sadece Müslüman düşünürlerde metodolojik olarak çekincesizce kullanılmıştır. Batı metafiziği ise ancak modern dönemde bir nevi imanlarını sorgulamaya başladıklarında akıl ile gerçek ve hakikat arasındaki […]