Kesişen ve Ayrışan Yönleriyle Nazar ve Müşâhede Yöntemleri

Ömer Türker

Ömer Türker



Nazar ve müşâhede lafızları, geçmişten günümüze insanın hakikate ulaşma çabasında izlediği farklı yolları ifade eder. Bu sebeple iki yöntemin gücü ve sınırları hakkında pek çok tartışma yapılmıştır. Tartışmaların bir çırpıda sayılması dahi güç olan pek çok ayrıntısı vardır. Bu yazıda çoğu zaman karıştırılan ve meselenin nirengi noktası olduğunu düşündüğüm bir meseleyi ele alacağım. Önce meseleye doğru yerden başlamayı da mümkün kılacak şekilde her iki yolu ifade eden terimlere dair kısa bir açıklama yapayım. 

Nazar kelimesinin iki temel anlamı vardır. Birincisi, kelamcıların ifadesiyle insan ruhunun veya filozofların ifadesiyle insan nefsin bilgiye konu olan herhangi bir şeyi kavraması demektir. Bu anlamıyla nazar, uygulama ve eylemle ilgili olanın karşısında yer alır, bilme ve düşünmeyle ilgili olanı ifade eder. Nazarî–amelî ayrımında kullanılan nazar kelimesi bu anlamdadır. Her ne kadar nazarî–amelî mukâbilliğindeki amelî kelimesinin uygulama ve eylemle ilgili düşünmeyi ifade ettiği söylense de gerçekte bilme ve düşünme kısmı, daima nazarla ifade edilir. Amelînin nazarîden ayrıştırılmasına sebep olan şey, bilgi ve düşüncenin nesnesidir. Şayet bilgi ve düşüncenin nesnesi, bir uygulama ve fiil ise ona amelî, değilse nazarî denir. Bir uygulama veya eyleme dâir olsa bile nesnesinden bağımsızlaştırıldığında bilgi ve düşüncenin kendisi yine nazarîdir. Bu anlamıyla nazar kelimesi, ruhun veya nefsin yahut ruh veya nefs anlamında kullanıldığında aklın tüm düşünme ve bilme biçimlerini içerir. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun